Türkiye’de Katma Değerin Yüzde 55,5’ini Şirketler Üretti

Türkiye İstatistik Kurumu, 2025 yılına ilişkin Kurumsal Sektör Hesapları verilerini 8 Ekim 2026 tarihinde açıkladı. Verilere göre Türkiye’nin Gayrisafi Milli Hasılası 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 41,4 artarak 62 trilyon 288 milyar 195 milyon 804 bin TL’ye ulaştı.

Ekonomide yaratılan toplam katma değer içinde en büyük pay yine mali olmayan şirketlere ait oldu. Mal ve hizmet üretimi yapan finans dışı şirketlerin toplam katma değer içindeki payı 2025 yılında yüzde 55,5 olarak gerçekleşti.

Veriler, şirketlerin Türkiye ekonomisindeki üretim ağırlığını koruduğunu gösterirken tasarruf, borçlanma ve finansman dengesi açısından da dikkat çekici bir görünüm ortaya koyuyor.

Mali Olmayan Şirketlerin Payı Yüzde 55,5 Oldu

TÜİK verilerine göre 2025 yılında ekonomide üretilen toplam katma değerin yüzde 55,5’i mali olmayan şirketler tarafından oluşturuldu.

Mali olmayan şirketler; bankacılık, sigortacılık ve diğer finansal faaliyetler dışında mal ve hizmet üreten şirketleri kapsıyor. Sanayi, imalat, ticaret, ulaştırma, inşaat ve çok sayıda hizmet sektörü bu grupta değerlendiriliyor.

Bu kesimi yüzde 27,9 ile hanehalkı ve hanehalkına hizmet veren kâr amacı olmayan kuruluşlar takip etti.

Genel devletin toplam katma değer içindeki payı yüzde 12,6 olurken mali şirketlerin payı yüzde 4,1 seviyesinde gerçekleşti.

Bu dağılım, Türkiye’de ekonomik üretimin yarısından fazlasının finans sektörü dışındaki şirketler tarafından gerçekleştirildiğini gösteriyor.

Şirketlerin Payı Bir Önceki Yıla Göre Geriledi

Mali olmayan şirketler toplam katma değer içinde halen açık ara en yüksek paya sahip olmakla birlikte, bu oran 2024 yılına göre geriledi.

2024 yılında mali olmayan şirketlerin toplam katma değer içindeki payı yüzde 58 seviyesindeydi.

2025 yılında ise oran yüzde 55,5’e düştü.

Bu değişim şirketlerin ekonomideki öneminin azaldığı şeklinde tek başına yorumlanmamalı. Kurumsal sektör payları diğer sektörlerin gelir ve üretim yapısındaki değişikliklerden de etkileniyor.

Ancak şirketlerin toplam katma değerdeki payının 2,5 puan gerilemesi, ekonomik yapının sektörler arasında nasıl yeniden dağıldığının izlenmesi açısından önemli bir gösterge oluşturuyor.

Gayrisafi Milli Hasıla 62,3 Trilyon TL’ye Yaklaştı

Türkiye’nin Gayrisafi Milli Hasılası 2025 yılında 62 trilyon 288 milyar 195 milyon 804 bin TL olarak hesaplandı.

GSMH bir önceki yıla göre cari fiyatlarla yüzde 41,4 arttı.

Gayrisafi Milli Hasıla, Gayrisafi Yurt İçi Hasıladan farklı olarak yerleşiklerin yurt dışından elde ettiği birincil gelirleri ve yurt dışına yapılan benzer gelir ödemelerini de dikkate alıyor.

Bu nedenle şirketlerin yurt dışı iştiraklerinden elde ettiği bazı gelirler, yabancı yatırımlar, ücretler ve sermaye gelirleri gibi kalemler GSMH ile GSYH arasındaki farkta etkili olabiliyor.

Türkiye’nin Toplam Tasarruf Oranı Yüzde 29,9 Oldu

Kurumsal sektör hesaplarında yalnızca üretim değil, ekonomide oluşan tasarrufun hangi sektörlerde toplandığı da izleniyor.

2025 yılında toplam gayrisafi tasarrufun GSYH’ye oranı yüzde 29,9 olarak gerçekleşti.

Bu oranın yüzde 15’lik bölümü mali olmayan şirketlerden kaynaklandı.

Hanehalkının katkısı yüzde 9,1, genel devletin katkısı yüzde 4,1 ve mali şirketlerin katkısı yüzde 1,7 seviyesinde oldu.

Bu sonuç, ekonomideki tasarrufun önemli bölümünün şirket kesiminde oluştuğunu gösteriyor.

Şirket Tasarrufu Neden Önemli?

Şirketler açısından tasarruf, faaliyet sonucunda elde edilen gelirin tamamının dağıtılmaması ve bir bölümünün işletme bünyesinde tutulması anlamına geliyor.

Dağıtılmayan kârlar şirketlerin yatırım finansmanında, işletme sermayesinde, borç ödemelerinde veya likidite rezervlerinde kullanılabiliyor.

Şirket tasarruflarının yüksek olması, yatırımın daha büyük bölümünün öz kaynakla finanse edilebilmesine katkı sağlayabilir.

Buna karşılık yatırım ihtiyacının şirket tasarruflarını aşması halinde dış finansman ihtiyacı ortaya çıkıyor.

Bu nedenle şirketlerin tasarruf ve yatırım dengesi, bankacılık sektöründen kullanılacak krediler ve sermaye piyasalarından yapılacak borçlanmalar açısından da önem taşıyor.

Ekonomi Net Borç Alan Konumda

TÜİK’in açıkladığı verilere göre Türkiye ekonomisi 2025 yılında net borç alan konumunu sürdürdü.

Demiryolu Tip Onayında 1,8 Milyon TL Ceza Düzenlemesi
Demiryolu Tip Onayında 1,8 Milyon TL Ceza Düzenlemesi
İçeriği Görüntüle

Toplam ekonomi 2024 yılında GSYH’nin yüzde 0,9’u oranında net borç alan durumdayken, 2025 yılında bu oran yüzde 1,8’e yükseldi.

Net borç alma pozisyonunun artması, ekonominin yatırım ve diğer finansman ihtiyaçlarının yurt içindeki toplam tasarruflardan daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Aradaki farkın finansmanı dış kaynak ihtiyacını artırabiliyor.

Bu nedenle kurumsal sektör hesapları yalnızca geçmiş ekonomik performansı değil, ülkenin finansman ihtiyacının yapısını anlamak açısından da önemli bir gösterge niteliğinde.

Şirketler Açısından Finansman İhtiyacı Neden Kritik?

Şirketlerin yatırım ve işletme sermayesi ihtiyacını ne ölçüde kendi kaynaklarıyla karşılayabildiği, finansman maliyetlerinin yüksek olduğu dönemlerde daha fazla önem taşıyor.

Öz kaynakların yetersiz olması halinde banka kredisi, tahvil ihracı, sermaye artırımı veya ortak finansmanı gibi dış kaynaklara ihtiyaç duyuluyor.

Faiz oranlarının yüksek olduğu dönemlerde yoğun borçlanma şirketlerin finansman giderlerini artırabiliyor ve kârlılığı baskılayabiliyor.

Bu nedenle şirketlerin yalnızca faaliyet kârına değil, faaliyetlerinden yarattıkları nakit ve yatırımlarını hangi kaynakla finanse ettiklerine de odaklanması gerekiyor.

Kâr ile Nakit Aynı Anlama Gelmiyor

Kurumsal sektör verilerinin şirket yönetimleri açısından hatırlattığı önemli konulardan biri de muhasebe kârı ile nakit yaratma kapasitesinin farklı olması.

Şirket satışlarını ve kârını artırmış olsa bile tahsilat vadelerinin uzaması, stokların yükselmesi veya yatırım harcamalarının artması nakit ihtiyacını büyütebilir.

Bu nedenle yüksek kârlılığa sahip bir şirketin aynı dönemde banka kredisine veya başka finansman kaynaklarına ihtiyaç duyması mümkün.

Şirketlerin bilanço, gelir tablosu ve nakit akışını birlikte değerlendirmesi bu nedenle kritik önem taşıyor.

İşletme Sermayesi Yönetimi Daha Fazla Öne Çıkıyor

Şirketler ekonomide yaratılan katma değerin yarısından fazlasını oluştururken, işletme sermayesi yönetimi de finansal sürdürülebilirlik açısından temel konulardan biri olmaya devam ediyor.

Alacak tahsil sürelerinin uzaması, stokların gereğinden fazla yükselmesi veya tedarikçi ödeme vadelerinin kısalması şirketlerin nakit dönüş süresini bozabiliyor.

Bunun sonucu olarak işletmeler, faaliyetleri kârlı olsa dahi kısa vadeli kredi kullanmak zorunda kalabiliyor.

Finans ekiplerinin müşteri alacakları, stok günleri ve tedarikçi vadelerini birlikte takip etmesi şirket tasarruflarının nakit yaratma kapasitesine dönüşmesinde belirleyici rol oynuyor.

Yatırımların Finansman Yapısı Gözden Geçirilmeli

Yeni makine, tesis, teknoloji veya kapasite yatırımı planlayan şirketlerde yatırımın hangi kaynaklarla finanse edildiği uzun vadeli mali yapı üzerinde önemli etki yaratıyor.

Yatırımın tamamen kısa vadeli banka kredisiyle finanse edilmesi, özellikle geri dönüş süresi uzun projelerde nakit akış riskini artırabilir.

Şirketlerin öz kaynak, uzun vadeli kredi, leasing, sermaye artışı ve varsa kamu desteklerini birlikte değerlendirmesi gerekiyor.

Kurumsal sektör hesaplarında şirket tasarruflarının ekonomide önemli bir paya sahip olması, şirketlerin kendi yarattıkları kaynakların yatırım finansmanındaki rolünü de ortaya koyuyor.

Mali Şirketlerin Katma Değer Payı Yüzde 4,1

Bankalar, sigorta şirketleri ve diğer finansal kuruluşlardan oluşan mali şirketler sektörünün toplam katma değer içindeki payı yüzde 4,1 olarak hesaplandı.

Bu oran mali olmayan şirketlerin yüzde 55,5’lik payının oldukça altında olmakla birlikte finans sektörünün ekonomideki rolü yalnızca doğrudan ürettiği katma değer üzerinden değerlendirilmemeli.

Mali şirketler diğer sektörlerin yatırım ve işletme sermayesi finansmanının sağlanmasında temel aracılık görevini yürütüyor.

Bu nedenle mali şirketlerin fonlama kapasitesi ve finansman koşulları, mali olmayan şirketlerin üretim ve yatırım kararlarını doğrudan etkileyebiliyor.

Hanehalkı Tasarruf Oranı Yüzde 14,3’e Yükseldi

TÜİK verilerine göre hanehalkı tasarrufunun harcanabilir gelire oranı 2024 yılında yüzde 13,9 iken 2025 yılında yüzde 14,3’e yükseldi.

Hanehalkı tasarruf oranındaki artış, tüketim ve finansal yatırım davranışları açısından önemli.

Bankacılık sistemindeki mevduatların, yatırım fonlarının ve diğer finansal araçların önemli kaynaklarından biri hanehalkı tasarrufları.

Bu kaynakların finans sistemine yönelmesi, dolaylı olarak şirketlerin kredi ve sermaye piyasası finansmanına ulaşmasını da etkileyebiliyor.

Finans Yöneticileri Bu Verileri Nasıl Okumalı?

Kurumsal sektör hesapları şirket bazında finansal sonuç vermiyor. Ancak ekonominin hangi kesiminde gelir, tasarruf, yatırım ve finansman ihtiyacının yoğunlaştığını gösteriyor.

CFO’lar ve finans yöneticileri açısından şirketlerin yüksek katma değer üretme payını koruması olumlu olmakla birlikte ekonominin net borç alan pozisyonunun büyümesi finansman koşullarının önemini artırıyor.

Şirketlerin kendi borçluluk oranlarını, faiz karşılama kapasitesini ve öz kaynak yapısını sektör ortalamalarından bağımsız olarak düzenli analiz etmesi gerekiyor.

Özellikle yüksek faiz ortamında yalnızca ciro artışına odaklanmak yerine borcun maliyeti ve faaliyetlerden yaratılan nakit arasındaki dengenin izlenmesi önem taşıyor.

Muhasebe ve Yönetim Raporlamasında Nelere Bakılmalı?

Şirketlerin kurumsal sektör hesaplarından çıkarabileceği en önemli sonuçlardan biri, finansal performansın yalnızca satış ve dönem kârıyla ölçülmemesi gerektiği.

Yönetim raporlarında faaliyetlerden yaratılan nakit, serbest nakit akışı, net finansal borç, borç/özkaynak oranı ve işletme sermayesi göstergelerinin de düzenli izlenmesi gerekiyor.

Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ve borcun vade yapısı, şirketin ekonomik dalgalanmalara karşı dayanıklılığını ortaya koyan göstergeler arasında.

Bu verilerin bütçe ve gerçekleşen sonuçlarla karşılaştırılması, yönetimin finansman ihtiyacını daha erken görmesini sağlayabilir.

Şirketler Ne Yapmalı?

2025 Kurumsal Sektör Hesapları, Türkiye’de ekonomik katma değerin yarısından fazlasının mali olmayan şirketler tarafından üretildiğini gösteriyor.

Ancak şirketlerin güçlü üretim payının sürdürülebilir olabilmesi için finansman yapısının da sağlıklı olması gerekiyor.

İşletmelerin dağıtılabilir kâr, öz kaynak, kredi ve yatırım politikalarını birlikte değerlendirmesi; özellikle yüksek finansman maliyeti dönemlerinde borçlanma kararlarını nakit yaratma kapasitesine göre vermesi önem taşıyor.

8 Ekim 2026 tarihinde açıklanan veriler, şirketlerin ekonomideki temel üretici sektör olmayı sürdürdüğünü ancak Türkiye ekonomisinin toplamında finansman ihtiyacının da yükseldiğini ortaya koyuyor.