Rekabet Kurulu Hazır Noodle Pazarında Soruşturma Başlattı

Rekabet Kurulu, hazır noodle pazarında faaliyet gösteren Adkoturk Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi hakkında 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun kapsamında soruşturma açılmasına karar verdi.

7 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna duyurulan kararda; şirketin hâkim durumunu kötüye kullanarak rakiplerinin faaliyetlerini zorlaştırdığı ve rakiplerini pazardan dışlamaya yönelik uygulamalarda bulunduğu iddialarının yanı sıra yeniden satış fiyatlarının belirlenmesi, bayilerin aktif ve pasif satışlarının kısıtlanması ve belirsiz süreli rekabet etmeme yükümlülükleri de inceleme konusu yapıldı.

Rekabet Kurulu ayrıca soruşturma tamamlanıncaya kadar bazı ticari uygulamalar bakımından geçici tedbir uygulanmasına karar verdi.

Önaraştırmadaki Bulgular Ciddi ve Yeterli Bulundu

Rekabet Kurumu tarafından yürütülen önaraştırmada elde edilen bilgi, belge ve tespitler Rekabet Kurulunun 23 Eylül 2026 tarihli toplantısında değerlendirildi.

Kurul, elde edilen bulguları soruşturma açılması için ciddi ve yeterli bularak şirket hakkında soruşturma başlatılmasına karar verdi.

Burada önemli bir ayrım bulunuyor: soruşturma açılması, şirketin 4054 sayılı Kanunu kesin olarak ihlal ettiğinin tespit edildiği anlamına gelmiyor.

Soruşturma sürecinin sonunda Kurul, mevcut iddiaların ve savunmaların tamamını değerlendirerek nihai kararını verecek.

Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması İddiası İncelenecek

Soruşturmanın önemli başlıklarından biri hazır noodle pazarındaki hâkim durumun kötüye kullanıldığı iddiası.

Rekabet hukukunda bir şirketin pazarda güçlü veya hâkim konumda bulunması tek başına yasak değil.

Ancak hâkim durumdaki bir şirketin sahip olduğu piyasa gücünü kullanarak rakiplerin faaliyetlerini zorlaştırması, pazardan dışlanmasına neden olması veya rekabetçi yapıyı bozabilecek uygulamalarda bulunması 4054 sayılı Kanunun 6’ncı maddesi kapsamında değerlendirmeye alınabiliyor.

Bu nedenle soruşturma kapsamında şirketin pazardaki konumu kadar uyguladığı satış ve dağıtım politikalarının rekabet üzerindeki etkisi de incelenecek.

Yeniden Satış Fiyatlarının Belirlenmesi de İnceleme Konusu

Kurulun duyurusunda yer alan bir diğer önemli iddia, alıcıların yeniden satış fiyatlarının belirlenmesi.

Üretici veya tedarikçilerin ürünlerini satın alan bayilerin ya da perakendecilerin satış fiyatlarını doğrudan veya dolaylı olarak belirlemesi rekabet hukuku açısından ciddi risk oluşturabiliyor.

Tedarikçi tarafından yalnızca tavsiye niteliğinde fiyat açıklanması ile bayinin uygulamak zorunda bırakıldığı sabit veya asgari fiyat uygulaması aynı şekilde değerlendirilmiyor.

Şirketin tavsiye fiyatının dışına çıkan bayilere yaptırım uygulaması, indirimleri engellemesi veya ticari koşulları fiyat politikasına bağlaması gibi uygulamalar somut olayın özelliklerine göre yeniden satış fiyatının belirlenmesi olarak değerlendirilebilir.

Bu nedenle dağıtım ağı kullanan şirketlerin bayi fiyatlamasına ne ölçüde müdahale ettiği rekabet uyumu bakımından kritik konulardan biri.

Bayilerin Aktif ve Pasif Satışlarına Müdahale İddiası Var

Soruşturmada bayilerin aktif ve pasif satışlarının kısıtlandığı iddiası da incelenecek.

Aktif satış, bir bayinin belirli müşteri veya bölgelere doğrudan pazarlama faaliyetleri yürütmesini ifade ederken pasif satış genel olarak müşterinin kendiliğinden gerçekleştirdiği taleplerin karşılanmasını kapsıyor.

Dağıtım sistemlerinde bazı aktif satış sınırlamaları belirli şartlarda mümkün olabilse de pasif satışların engellenmesi daha ciddi rekabet hukuku sorunları doğurabiliyor.

Özellikle bayinin başka bir bölgeden kendisine ulaşan müşteriye satış yapmasının engellenmesi veya internet üzerinden gelen siparişlerin kısıtlanması gibi uygulamalar rekabet hukuku bakımından ayrıca değerlendirilmek zorunda.

Belirsiz Süreli Rekabet Etmeme Yükümlülükleri İncelenecek

Kurulun inceleme başlıklarından biri de bayilere belirsiz süreli rekabet etmeme yükümlülüğü getirildiği iddiası.

Rekabet etmeme yükümlülükleri, bayinin rakip markaların ürünlerini satmasını tamamen veya belirli ölçüde engelleyebiliyor.

Bu tür hükümler bazı dağıtım modellerinde belirli koşullar ve süreler içinde uygulanabilir olsa da sınırsız veya belirsiz süreli yükümlülükler rekabet hukukunda daha yüksek risk taşıyor.

Şirketlerin bayi ve distribütör sözleşmelerinde yer alan münhasırlık, rekabet etmeme ve ürün portföyüne ilişkin maddeleri bu nedenle düzenli olarak gözden geçirmesi gerekiyor.

Geçici Tedbir Kararı da Alındı

Rekabet Kurulu yalnızca soruşturma açmakla kalmadı, bazı ticari uygulamalar bakımından geçici tedbir uygulanmasına da karar verdi.

4054 sayılı Kanunun 9’uncu maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında alınan tedbir, soruşturma devam ederken piyasada telafi edilemeyecek zararların ortaya çıkmasını önlemeyi amaçlıyor.

Kurulun kararına göre nihai karar verilinceye kadar satış noktalarına bazı ticari avantajların sağlanması sınırlandırıldı.

Bu tedbirler arasında bedelsiz ürün uygulamaları, rakip ürünlerin satıştan çıkarılmasına yönelik “delist” bütçeleri, aktivite bütçeleri, görünürlük desteği ve benzeri avantajlar bulunuyor.

Geçici Tedbir Ne Anlama Geliyor?

Geçici tedbir, Kurulun henüz nihai ihlal kararı vermediği bir aşamada piyasadaki olası zararları sınırlandırmak amacıyla uyguladığı koruyucu bir mekanizma.

Bu nedenle tedbir kararı da tek başına ihlalin kesinleştiği anlamına gelmiyor.

Ancak Kurulun soruşturma tamamlanana kadar bazı ticari uygulamaları durdurma ihtiyacı görmesi, dosyanın rekabetçi piyasa yapısı bakımından ciddi şekilde ele alındığını gösteriyor.

Şirket açısından ise geçici tedbire uyum ayrıca önem taşıyor. Nihai karar beklenirken Kurulun belirlediği sınırların ihlal edilmesi yeni hukuki ve mali riskler doğurabilir.

Bedelsiz Ürün ve Görünürlük Destekleri Neden Önemli?

Perakende sektöründe üreticilerin satış noktalarına bedelsiz ürün, raf görünürlüğü desteği, kampanya bütçesi veya benzeri ticari avantajlar sağlaması yaygın uygulamalardan biri.

Bu tür destekler tek başına rekabet ihlali sayılmaz.

Ancak hâkim durumda olduğu değerlendirilen bir teşebbüsün bu avantajları rakip ürünlerin raflardan çıkarılması, satış alanlarının daraltılması veya rakiplerin pazara erişiminin zorlaştırılması amacıyla kullanması halinde rekabet hukuku açısından farklı bir değerlendirme yapılabilir.

Bu nedenle teşvik ve prim sisteminin yalnızca ticari hedeflere değil, pazardaki rekabet üzerindeki etkisine göre de tasarlanması gerekiyor.

Dağıtım Sözleşmeleri Şirketler İçin Daha Kritik Hale Geliyor

Karar, yalnızca gıda sektöründe faaliyet gösteren şirketleri ilgilendiren münferit bir dosya olarak görülmemeli.

Üretici, distribütör, bayi veya franchise ağı üzerinden satış yapan şirketlerin dağıtım sözleşmelerinde benzer risk alanları bulunabiliyor.

Bayinin fiyatını belirleyen hükümler, bölge dışı satışları engelleyen şartlar, rakip ürünlerin satışını sınırlayan maddeler ve performans primi sistemleri rekabet hukuku açısından dikkatle hazırlanmalı.

Şirketlerin ticari sözleşmeleri yalnızca satış hedefi ve tahsilat şartları açısından değil, rekabet hukuku bakımından da kontrol etmesi önem taşıyor.

Satış Ekiplerinin Uygulamaları da Risk Oluşturabilir

Rekabet ihlali riski yalnızca sözleşmelerde açık şekilde yazılı hükümler bulunması halinde ortaya çıkmıyor.

Satış ekiplerinin bayilere verdiği sözlü talimatlar, WhatsApp mesajları, e-postalar, iskonto politikaları veya prim sistemleri de uygulamada önem taşıyabiliyor.

Örneğin bayinin ürün fiyatını düşürmesi üzerine iskonto hakkının kaldırılması veya rakip ürün satması nedeniyle ticari avantajlarının sınırlandırılması, somut koşullara göre inceleme konusu olabilir.

Bu nedenle şirketlerin satış ekiplerine rekabet hukuku eğitimi vermesi ve ticari kararların hangi sınırlar içinde alınabileceğini açık prosedürlerle belirlemesi gerekiyor.

Şirket İçi Yazışmalar İncelemelerde Önem Taşıyor

Rekabet Kurumu incelemelerinde şirket içi belgeler ve dijital kayıtlar önemli delil kaynakları arasında yer alabiliyor.

E-posta yazışmaları, mesajlaşma uygulamaları, satış raporları, fiyatlandırma tabloları ve bayi iletişimleri somut uygulamanın nasıl yürütüldüğünün anlaşılmasında kullanılabiliyor.

Bu nedenle şirketlerin çalışanlarının rekabet hukukuna aykırı ifadeler veya uygulamalar konusunda bilinçlendirilmesi önemli.

Rekabet uyum programlarının yalnızca yazılı politika hazırlamaktan ibaret olmaması; çalışan eğitimleri, sözleşme kontrolleri ve düzenli iç denetimlerle desteklenmesi gerekiyor.

Rekabet Soruşturmasında İdari Para Cezası Riski Var

Soruşturma sonunda 4054 sayılı Kanunun ihlal edildiğine karar verilmesi halinde şirketler açısından yüksek tutarlı idari para cezaları gündeme gelebiliyor.

Rekabet hukukundaki para cezalarının hesaplanmasında şirketin cirosu ve ihlalin özellikleri önemli rol oynuyor.

Bu nedenle rekabet ihlalleri, yalnızca hukuki bir uyuşmazlık olarak değil doğrudan finansal risk olarak da değerlendirilmelidir.

Şirketlerin yönetim kurulları ve üst yönetimlerinin bu riskleri iç kontrol sistemleri içerisinde takip etmesi önem taşıyor.

Muhasebe ve Finans Birimleri Açısından Etkisi Ne?

Rekabet soruşturmaları ağırlıklı olarak hukuk ve satış birimlerinin konusu gibi görünse de finansal raporlama açısından da sonuç doğurabilir.

Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında idari para cezası veya başka bir mali yükümlülük olasılığı önemli hale gelirse, şirketlerin finansal raporlama standartları çerçevesinde karşılık veya koşullu yükümlülük değerlendirmesi yapması gerekebilir.

Ancak yalnızca soruşturma açılmış olması otomatik olarak belirli bir ceza tutarının finansal tablolara karşılık olarak alınacağı anlamına gelmez.

Olasılık, tutarın güvenilir şekilde tahmin edilip edilemediği ve sürecin hangi aşamada olduğu birlikte değerlendirilmelidir.

Şirketler Rekabet Uyum Programı Oluşturmalı

Özellikle geniş dağıtım ağı bulunan şirketlerin yazılı bir rekabet uyum programına sahip olması giderek daha önemli hale geliyor.

Bu programda fiyatlandırma, bayi ilişkileri, münhasırlık anlaşmaları, iskonto sistemleri, rakiplerle temaslar ve pazar bilgisi paylaşımı gibi konular için açık kurallar bulunmalı.

Satış ve pazarlama ekiplerinin hangi uygulamaların riskli olduğunu bilmesi sağlanmalı.

Yeni kampanya veya bayi sözleşmeleri devreye alınmadan önce hukuk veya uyum biriminin kontrolünden geçirilmesi, olası risklerin işlemler başlamadan azaltılmasına yardımcı olabilir.

Soruşturma Açılması İhlal Kararı Anlamına Gelmiyor

Rekabet Kurumunun 7 Ekim 2026 tarihli duyurusunda özellikle altı çizilmesi gereken nokta, sürecin henüz soruşturma aşamasında olması.

Kurul önaraştırma bulgularını ciddi ve yeterli bularak soruşturma açılmasına karar verdi ancak şirketin Kanunu ihlal ettiğine ilişkin nihai karar henüz verilmedi.

Demiryolu Tip Onayında 1,8 Milyon TL Ceza Düzenlemesi
Demiryolu Tip Onayında 1,8 Milyon TL Ceza Düzenlemesi
İçeriği Görüntüle

Soruşturma kapsamında şirketin savunmaları alınacak, deliller değerlendirilecek ve nihai karar daha sonra açıklanacak.

Bu nedenle mevcut aşamada haberin “rekabet ihlali yapıldı” şeklinde değil, “rekabet ihlali iddiaları hakkında soruşturma açıldı” şeklinde değerlendirilmesi gerekiyor.

Şirketler Ne Yapmalı?

Bayilik, distribütörlük veya perakende satış ağı kullanan işletmelerin mevcut ticari uygulamalarını rekabet hukuku açısından gözden geçirmesi yararlı olacaktır.

Özellikle yeniden satış fiyatlarına müdahale, rakip ürün satışının engellenmesi, bölgesel satış kısıtlamaları, uzun süreli rekabet etmeme hükümleri ve satış noktalarına sağlanan ticari avantajlar kontrol edilmeli.

Sözleşmede hukuka uygun görünen bir sistemin uygulamada satış ekipleri tarafından farklı yürütülmesi de risk doğurabileceğinden saha uygulamaları ayrıca incelenmeli.

Rekabet Kurulunun son kararı, dağıtım ve satış politikalarının şirketler açısından yalnızca ticari büyüme aracı değil, aynı zamanda ciddi bir mevzuat uyum alanı olduğunu bir kez daha gösteriyor.