İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, işçiye baskı altında imzalatıldığı belirlenen fesih dilekçesini geçerli bir istifa olarak kabul etmedi. İş sözleşmesinin gerçekte işveren tarafından sona erdirildiğine hükmeden Mahkeme, haklı veya geçerli fesih nedeni ispatlanamadığı için işçinin işe iadesine karar verdi.
Uyuşmazlık, özel güvenlik görevlisi olarak çalışan işçinin görev yerinin Beylikdüzü’nden Çeliktepe’ye değiştirilmek istenmesi üzerine başladı. İşveren, görev değişikliğini işçinin daha önce yaşanan 7.000 avroluk kayıp olayı ve işyerindeki davranışlarıyla ilişkilendirdi. Ancak söz konusu olay nedeniyle işçinin savunmasının alındığı, buna rağmen fesih yapılmadığı ve yalnızca kınama cezası uygulandığı belirlendi.
İşçi, görev yeri değişikliğinin çalışma koşullarında esaslı değişiklik oluşturduğunu belirten bir dilekçe imzalayarak iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini bildirmişti. SGK işten ayrılış bildirimi de 03 koduyla, yani işçi tarafından fesih-istifa olarak yapılmıştı.
İlk Derece Mahkemesi, işçinin dilekçedeki imzanın kendisine ait olduğunu kabul etmesi ve baskı iddiasını yeterli delille ispatlayamaması gerekçesiyle işe iade talebini reddetti. İşçinin istinaf başvurusu üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi ise farklı sonuca ulaştı.
Bölge Adliye Mahkemesi; işçinin mahkeme huzurundaki açıklamalarını, tanık anlatımlarını, dilekçenin şirket antetli kâğıdında hazırlanmış olmasını ve dosyadaki diğer delilleri birlikte değerlendirdi. Mahkeme, dilekçenin işçinin özgür iradesini yansıtmadığına ve baskı altında imzalandığına kanaat getirdi. Bu nedenle sözleşmenin işçi tarafından değil, işveren tarafından feshedildiği kabul edildi.
İşverenin feshi haklı veya geçerli bir nedene dayandırdığını ispatlayamadığı sonucuna varılması üzerine işçinin işe iadesine hükmedildi. İşe başlatılmaması halinde dört aylık brüt ücret tutarında 89.390 TL tazminat ödenmesine, ayrıca en çok dört aylık boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar için 114.390 TL ödeme yapılmasına karar verildi.
14 Mayıs 2026 tarihli karar kesin olarak verildi. Karar, istifa dilekçesinde işçinin imzasının bulunmasının tek başına gerçek ve serbest bir fesih iradesini ispatlamaya yetmeyeceğini; işverenlerin özellikle baskı iddiası bulunan fesih süreçlerinde belgenin hazırlanış biçimi, tanık anlatımları ve olayın tüm koşullarıyla birlikte değerlendirme yapılabileceğini göstermesi bakımından önem taşıyor.





