Sat-kirala-geri al işlemlerinin kurumlar vergisi, KDV, nakit akışı, bilanço, FAVÖK, borçluluk ve finansal oranlar üzerindeki etkileri ele alındı.

Sat-Kirala-Geri Al İşlemleri Şirketlerin Vergi Yükünü ve Mali Analiz Sonuçlarını Nasıl Etkiliyor?

İşletmelerin sahip oldukları taşınır veya taşınmazları finansal kaynak yaratmak amacıyla finansal kiralama şirketlerine devredip aynı varlığı kiralamaya devam ettiği sat-kirala-geri al işlemleri, yalnızca alternatif bir finansman yöntemi olarak değil, vergi yükü ve finansal göstergeler üzerindeki etkileri nedeniyle de önem taşıyor.

Özellikle nakit ihtiyacı bulunan ancak faaliyetlerinde kullandığı varlığı elden çıkarmak istemeyen şirketler açısından tercih edilen yöntem, işlem sonucunda oluşabilecek kurumlar vergisi ve KDV avantajlarının yanı sıra bilanço, borçluluk, likidite ve kârlılık oranlarında da değişiklik yaratabiliyor.

Sat-Kirala-Geri Al Sisteminde Varlık Kullanılmaya Devam Ediyor

Sat-kirala-geri al modelinde işletme, aktifinde bulunan bir varlığı finansal kiralama şirketine satıyor. Aynı varlık daha sonra finansal kiralama sözleşmesi kapsamında işletmeye kiralanıyor ve sözleşme sonunda yeniden işletme tarafından devralınıyor.

Böylece işletme varlığın ekonomik kullanımını büyük ölçüde sürdürürken satış aşamasında nakit kaynağı elde edebiliyor.

Bu yönüyle işlem klasik bir varlık satışından farklılaşıyor. Temel ekonomik amaç çoğu durumda varlığın elden çıkarılmasından ziyade varlık üzerinden finansman sağlanması oluyor.

Kurumlar Vergisi İstisnası Önemli Avantaj Sağlayabiliyor

Sat-kirala-geri al işlemlerinin vergisel açıdan en önemli unsurlarından biri Kurumlar Vergisi Kanunu'nda düzenlenen istisna.

Kanunda belirtilen şartların yerine getirilmesi halinde, kapsamdaki varlıkların finansal kiralama şirketlerine satılmasından doğan kazancın yüzde 100'ü kurumlar vergisinden istisna edilebiliyor.

Ancak söz konusu avantaj, satıştan doğan kazancın işletme tarafından serbestçe dağıtılabileceği anlamına gelmiyor. İstisna edilen kazancın mevzuatta öngörülen şekilde özel fon hesabında tutulması ve işlemin diğer şartlarının yerine getirilmesi gerekiyor.

Fonun amacı dışında kullanılması veya düzenlemede öngörülen şartların ihlal edilmesi halinde daha önce yararlanılan vergi avantajının kaybedilmesi ve vergisel sonuçların yeniden gündeme gelmesi mümkün.

KDV Açısından da İstisna Gündeme Geliyor

İşlemin diğer önemli vergisel boyutu KDV.

KDV Kanunu kapsamında gerekli şartların sağlanması durumunda sat-kirala-geri al amacıyla gerçekleştirilen belirli teslimler ile sözleşme sonunda varlığın tekrar kiracıya devri KDV istisnasından yararlanabiliyor.

Bu durum özellikle yüksek değerli taşınmaz ve makine yatırımlarında işlem sırasında ortaya çıkabilecek önemli bir finansman yükünü azaltabiliyor.

Ancak KDV istisnasının kapsamı ve önceki dönemlerde yüklenilmiş KDV'nin nasıl değerlendirileceği ayrıca incelenmeli. Bu nedenle yalnızca satış işleminde KDV hesaplanmamasına bakılarak toplam vergi avantajının belirlenmesi doğru olmayabilir.

Vergi Avantajı Nakit Akışını Güçlendirebilir

Sat-kirala-geri al işleminin şirket açısından en hızlı görülebilen etkisi likiditede ortaya çıkıyor.

İşletme, aktifinde bulunan ancak doğrudan nakit üretmeyen bir varlığı finansman kaynağına dönüştürüyor. Elde edilen satış bedeliyle işletme sermayesi ihtiyacı karşılanabilir, kısa vadeli borçlar kapatılabilir veya yeni yatırımlar finanse edilebilir.

Satış kazancının şartları dahilinde kurumlar vergisinden istisna edilmesi de işlemin gerçekleştirildiği dönemde oluşabilecek vergi çıkışının sınırlanmasına yardımcı olabiliyor.

Dolayısıyla şirket yalnızca finansman sağlamıyor; işlemin yapısına bağlı olarak finansman sırasında ortaya çıkabilecek vergi maliyetini de azaltabiliyor.

Bilanço ve Finansal Oranlar Değişebilir

Sat-kirala-geri al işlemlerinin mali analiz bakımından değerlendirilmesinde yalnızca şirketin banka hesabına giren satış bedeline bakılması yeterli değil.

Elde edilen kaynakla kısa vadeli finansal borçların kapatılması halinde şirketin cari oranı, likidite yapısı ve kısa vadeli borç ödeme kapasitesi olumlu yönde etkilenebilir.

Ancak finansal raporlama tarafında işlemin ekonomik niteliği ayrıca önem taşıyor. Özellikle TFRS uygulayan işletmeler açısından TFRS 16 hükümleri nedeniyle sat-kirala-geri al işleminin muhasebeleştirilmesi, hukuki anlamda gerçekleştirilen satış işleminden farklı sonuçlar doğurabiliyor.

İşlemin öncelikle TFRS 15 kapsamında bir satış oluşturup oluşturmadığının değerlendirilmesi gerekiyor. Satış şartları sağlanıyorsa satıcı-kiracı, devredilen varlığın tamamını bilançosundan çıkarıp satış bedelinin tamamını doğrudan satış kazancı olarak muhasebeleştiren klasik satış yaklaşımını uygulamıyor.

Bu nedenle vergi mevzuatında ortaya çıkan istisna kazancı ile finansal tablolarda raporlanan muhasebe kârının aynı tutarda olması zorunlu değil.

Borçluluk Oranında Her Zaman İyileşme Görülmeyebilir

Satıştan sağlanan nakitle banka kredilerinin kapatılması ilk bakışta şirketin borçluluğunu azaltıyor gibi görünebilir.

Ancak kiralama işleminin finansal tablolarda oluşturduğu yükümlülükler dikkate alındığında sonuç farklılaşabilir.

Şirketin banka borcu azalırken kiralama kaynaklı bir yükümlülük ortaya çıkabileceğinden toplam borç/özkaynak, net borç ve finansal kaldıraç oranlarının işlem öncesi ve sonrası ayrı ayrı hesaplanması gerekiyor.

Bu nedenle sat-kirala-geri al işleminin “borcu azaltan” bir işlem olduğu yönünde tek başına değerlendirme yapılması yanıltıcı olabilir. Çoğu durumda borcun niteliği ve vade yapısı değişmektedir.

Kârlılık ve FAVÖK Üzerindeki Etki Ayrıca İncelenmeli

İşlemin gelir tablosuna etkisi de kullanılan muhasebe sistemine göre farklılaşabiliyor.

Kiralama giderinin niteliği, amortisman ve finansman giderlerinin oluşumu nedeniyle faaliyet kârı, FAVÖK, finansman gideri/satışlar ve net kâr marjı gibi göstergelerde değişiklik görülebilir.

Örneğin belirli muhasebeleştirme yapılarında giderin kira gideri yerine amortisman ve finansman maliyeti bileşenlerine ayrılması FAVÖK'ün daha güçlü görünmesine yol açabilir. Buna karşılık artan finansman maliyetleri net dönem kârı üzerinde farklı bir etki yaratabilir.

Bu nedenle kredi verenler ve yatırımcılar açısından şirket performansı değerlendirilirken yalnızca FAVÖK değişimine bakılması yeterli olmayabilir.

Vergi Kârı ile Muhasebe Kârı Arasındaki Fark Büyüyebilir

Sat-kirala-geri al işlemlerinde dikkat edilmesi gereken önemli konulardan biri de ticari kâr ile mali kâr arasındaki farklılıklar.

Vergi mevzuatındaki istisna hükümleri ile TFRS veya şirketin uyguladığı finansal raporlama çerçevesindeki muhasebeleştirme esaslarının birbirinden farklı olması, dönem sonunda vergi karşılığı ve finansal raporlama çalışmalarını etkileyebilir.

Bu farklılıkların niteliğine göre ertelenmiş vergi hesaplamalarının da değerlendirilmesi gerekebilir.

Dolayısıyla işlemin vergi avantajının yüksek olması, aynı ölçüde muhasebe kârı oluşacağı veya şirketin bütün finansal oranlarının otomatik olarak iyileşeceği anlamına gelmiyor.

Karar Öncesinde Vergi ve Mali Analiz Birlikte Yapılmalı

Sat-kirala-geri al modeli özellikle değerli taşınmaz veya makinelere sahip işletmeler açısından güçlü bir finansman alternatifi oluşturabiliyor. Ancak işlemin gerçek avantajının belirlenebilmesi için finansman maliyetinin yanında kurumlar vergisi, KDV, muhasebe kayıtları, nakit akışı ve finansal oranlar birlikte değerlendirilmelidir.

İşlem öncesinde ve sonrasında en azından cari oran, net işletme sermayesi, net borç/özkaynak, finansman gideri/satışlar, FAVÖK marjı ve net kâr marjının karşılaştırılması daha sağlıklı bir sonuç verebilir.

Sonuç olarak sat-kirala-geri al işlemi doğru şartlarda şirketin likiditesini güçlendirebilir ve önemli vergisel avantajlar sağlayabilir. Buna karşılık işlemin yalnızca vergi tasarrufu üzerinden değerlendirilmesi, finansal tablolarda oluşacak yükümlülüklerin ve uzun vadeli finansman maliyetinin gözden kaçmasına neden olabilir. Gerçek mali sonuç, sağlanan vergi avantajı ile finansman maliyeti ve finansal tablolardaki değişimin birlikte analiz edilmesiyle ortaya çıkar.