İş Kazasında Taşeron Sorumluluğuna AYM Kararı: Ceza ve Tazminat Davalarında Farklı Sonuç
Anayasa Mahkemesi (AYM), bir inşaat işçisinin hayatını kaybettiği iş kazasına ilişkin ceza ve tazminat yargılamalarında farklı sonuçlara ulaşılmasını konu alan bireysel başvuruyu karara bağladı. 16 Ekim 2026 tarihli ve 33402 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan kararda, bir kişinin ceza mahkemesinde iş kazasından sorumlu tutulmasına rağmen iş mahkemesinde kusursuz bulunmasının, tek başına gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği anlamına gelmeyeceği ortaya konuldu.
Anayasa Mahkemesinin 6 Mayıs 2026 tarihli ve 2022/11105 başvuru numaralı kararında, taşeronluk ilişkisinin varlığı, iş kazasındaki kusur değerlendirmesi ve farklı mahkemelerde hazırlanan bilirkişi raporlarının etkisi incelendi.
Yüksek Mahkeme, ceza yargılamasında başvurucunun savunmalarının, tanık ifadelerinin ve bilirkişi değerlendirmelerinin ele alındığını belirterek gerekçeli karar hakkına ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun buldu.
Karar, özellikle inşaat şirketleri, alt işverenler, iş güvenliği uzmanları ve iş kazası davalarıyla ilgilenen hukukçular açısından önem taşıyor.
AYM'nin İş Kazası Kararı 16 Ekim 2026'da Yayımlandı
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Osman Gökmen başvurusuna ilişkin kararını 6 Mayıs 2026 tarihinde verdi.
2022/11105 başvuru numaralı karar, 16 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı.
Uyuşmazlığın merkezinde, bir inşaatta meydana gelen ölümcül iş kazası nedeniyle başvurucunun cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığı yer aldı.
Başvurucu, taşeron olmadığını ve hayatını kaybeden işçiyle aralarında iş ilişkisi bulunmadığını ileri sürdü.
Buna karşılık ceza mahkemesi, dosyada yer alan delilleri değerlendirerek başvurucunun alt işveren sıfatıyla sorumlu olduğu sonucuna ulaştı.
İş mahkemesinde yapılan değerlendirmede ise aynı kişinin kusurlu olmadığı kabul edildi.
Başvurucu, bu farklı sonuçlara ilişkin itirazlarının yeterince değerlendirilmediğini savunarak Anayasa Mahkemesine başvurdu.
İşçi İnşaatın Altıncı Katından Düşerek Hayatını Kaybetti
Başvuruya konu iş kazası 16 Mayıs 2012 tarihinde İstanbul Kartaltepe'deki bir inşaatta meydana geldi.
İnşaatta demir bağlama işi yapan D.Y., binanın altıncı katında çalışırken asansör boşluğunun yakınında kirişe demir sürüklüyordu.
İşçi, elinde demir bulunduğu sırada geri geri hareket ederken dengesini kaybederek asansör boşluğundan aşağı düştü ve hayatını kaybetti.
Kazanın ardından çalışma alanındaki güvenlik önlemleri, iş organizasyonu ve ilgili kişilerin sorumlulukları yargılama konusu oldu.
Özellikle yüksekte çalışma sırasında alınması gereken toplu ve kişisel korunma tedbirleri üzerinde duruldu.
Dosyada, işçinin ölümüne neden olan kazada hangi kişi veya kişilerin sorumluluğunun bulunduğu farklı yargılamalarda incelendi.
Taşeron Olduğu İddia Edilen Kişi Sorumluluğu Reddetti
Başvurucu Osman Gökmen, kazanın gerçekleştiği inşaatta alt işveren olarak faaliyet göstermediğini savundu.
Kendisinin de günlük yevmiyeyle inşaatlarda çalışan bir demir bağlama işçisi olduğunu belirtti.
Hayatını kaybeden işçiyle aralarında işveren-işçi ilişkisi bulunmadığını ve iş güvenliği önlemlerinden sorumlu tutulamayacağını ileri sürdü.
Başvurucu ayrıca SGK incelemelerindeki tespitlere ve tanık ifadelerine dayanarak kendisine kusur yüklenemeyeceğini savundu.
Uyuşmazlığın temelinde, başvurucunun yalnızca inşaatta çalışan bir kişi mi yoksa demir bağlama işini üstlenen alt işveren mi olduğu sorusu yer aldı.
Bu ayrım, iş kazasındaki hukuki sorumluluğun belirlenmesi açısından önemliydi.
Bilirkişi Raporunda İki Farklı İhtimal Değerlendirildi
Ceza yargılaması sırasında iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyeti tarafından 28 Ocak 2021 tarihli bir rapor hazırlandı.
Raporda başvurucunun hukuki konumuna göre iki farklı değerlendirmeye yer verildi.
Birinci ihtimalde, müteahhit ile başvurucu arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğunun ve hayatını kaybeden işçinin başvurucunun çalışanı olduğunun kabul edilmesi halinde başvurucunun asli kusurlu olacağı belirtildi.
İkinci ihtimalde ise böyle bir iş ilişkisi bulunmadığının kabul edilmesi durumunda başvurucunun kusurunun olmayacağı değerlendirildi.
Bu nedenle bilirkişi raporundaki farklı sonuçların temelinde taraflar arasındaki iş ilişkisinin hukuki niteliği bulunuyordu.
Mahkemenin hangi ihtimali kabul ettiği, cezai sorumluluğun belirlenmesinde etkili oldu.
Ceza Mahkemesi 12.100 TL Adli Para Cezası Verdi
Ceza mahkemesi, 17 Mart 2021 tarihinde başvurucunun taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan mahkûmiyetine karar verdi.
Başvurucu hakkında 12 bin 100 TL adli para cezasına hükmedildi.
Mahkeme, başvurucunun demir bağlama işini taşeron olarak üstlendiğini ve hayatını kaybeden işçinin onun yanında sigortasız çalıştığını kabul etti.
Kararda, yüksekte gerçekleştirilen çalışmalar sırasında gerekli iş güvenliği önlemlerinin alınmaması üzerinde duruldu.
Özellikle iş organizasyonunun sağlanmaması, güvenlik tedbirlerinin denetlenmemesi, çalışanlara gerekli eğitimin verilmemesi ve yüksekten düşmeye karşı korunma önlemlerinin bulunmaması kusur değerlendirmesinde ele alındı.
Başvurucunun mahkûmiyete yönelik istinaf başvurusu ise 3 Aralık 2021 tarihinde reddedildi ve hüküm kesinleşti.
İş Mahkemesi Başvurucuyu Kusursuz Buldu
Aynı iş kazası nedeniyle İstanbul 28. İş Mahkemesinde ayrıca tazminat davası görüldü.
Bu davada alınan 14 Mart 2021 tarihli bilirkişi raporunda, başvurucunun alt işveren olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşıldı.
Raporda başvurucu adına vergi mükellefiyetine bağlı bir işyerinin bulunmadığı, alt işveren olarak SGK tescilinin yapılmadığı ve taraflar arasındaki ilişkiye ilişkin yazılı sözleşme veya fatura sunulmadığı gibi hususlar değerlendirildi.
Bilirkişi heyeti, iş kazasında müteahhidin yüzde 95, hayatını kaybeden işçinin ise yüzde 5 kusurlu olduğu sonucuna vardı.
Başvurucuya kusur yüklenmedi.
İş Mahkemesi, 28 Aralık 2021 tarihinde verdiği kararla 20 bin TL manevi tazminat talebini müteahhit yönünden kabul ederken başvurucu yönünden kusur bulunmadığı gerekçesiyle reddetti.
Böylece ceza ve tazminat yargılamalarında başvurucunun sorumluluğuna ilişkin farklı sonuçlar ortaya çıktı.
İki Mahkeme Neden Farklı Sonuçlara Ulaştı?
Uyuşmazlıkta ceza mahkemesi ile iş mahkemesi, başvurucunun iş kazasındaki konumunu farklı biçimde değerlendirdi.
Ceza mahkemesi, tanık ifadeleri ve bilirkişi raporlarını değerlendirerek başvurucunun taşeron olarak demir bağlama işini üstlendiğini kabul etti.
İş mahkemesi ise dosyadaki belge ve kayıtları değerlendirerek başvurucunun alt işveren sıfatını taşımadığı sonucuna ulaştı.
Bu farklılık, bir kişinin aynı olayla bağlantılı farklı yargılamalarda değişik hukuki sonuçlarla karşılaşabileceğini gösteriyor.
Ancak Anayasa Mahkemesinin incelemesi, iki yargılamanın hangisindeki maddi olgu değerlendirmesinin daha doğru olduğuna ilişkin yeni bir hüküm kurmak amacıyla yapılmadı.
AYM, bireysel başvuruda özellikle ceza mahkemesinin kararını yeterince gerekçelendirip gerekçelendirmediğini değerlendirdi.
AYM Gerekçeli Karar Hakkını İnceledi
Başvurucu, ceza mahkemesinin kendi lehine olan bilirkişi değerlendirmelerini ve SGK incelemelerini yeterince dikkate almadığını ileri sürdü.
Özellikle iş mahkemesindeki bilirkişi raporuyla ceza dosyasındaki değerlendirmeler arasındaki farklılığın karşılanmadığını savundu.
Anayasa Mahkemesi, başvuruyu Anayasa'nın 36'ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirdi.
Yüksek Mahkeme, mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları hakkında yeterli gerekçe içermesi gerektiğini hatırlattı.
Ancak bu yükümlülük, tarafların her iddiasının mutlaka kabul edilmesi veya her delile aynı ağırlığın verilmesi anlamına gelmiyor.
Esaslı iddia ve itirazların kararın sonucuyla bağlantılı biçimde değerlendirilmesi ve gerekçenin ortaya konulması gerekiyor.
AYM: Ceza Mahkemesinin Kararında Yeterli Gerekçe Bulunuyor
Anayasa Mahkemesi, somut olayda ceza mahkemesinin başvurucunun savunmalarını, tanık beyanlarını ve bilirkişi raporlarını değerlendirdiğini belirledi.
Ceza mahkemesinin, başvurucunun taşeron sıfatıyla faaliyet gösterdiği ve hayatını kaybeden işçiyle arasında iş ilişkisi bulunduğu kabulüne hangi delillerle ulaştığını açıkladığına dikkat çekildi.
Bu nedenle kararın sonucunu etkileyebilecek iddia ve savunmaların tartışıldığı sonucuna varıldı.
AYM, ceza mahkemesinin gerekçesinin yeterli olduğunu değerlendirerek gerekçeli karar hakkına yönelik ihlal iddiasını açıkça dayanaktan yoksun buldu.
Başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin diğer şikâyeti de kabul edilemez bulundu.
Karar 6 Mayıs 2026 tarihinde oybirliğiyle verildi.
AYM Mahkûmiyet Kararını Yeniden İnceledi mi?
Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurudaki görevi, derece mahkemelerinin yerine geçerek bütün maddi olayları yeniden değerlendirmek değil.
Bireysel başvuruda temel olarak anayasal hakların ihlal edilip edilmediği inceleniyor.
Bu dosyada da Yüksek Mahkeme, ceza mahkemesinin ulaştığı sonucun yeterli gerekçeye dayanıp dayanmadığı üzerinde durdu.
Kararda başvurucunun taşeron olduğu yönünde yeni ve bağımsız bir tespit yapılmasından ziyade, ceza mahkemesinin bu sonuca ulaşırken sunduğu gerekçenin anayasal açıdan yeterli olup olmadığı değerlendirildi.
Bu ayrım, kararın doğru anlaşılması açısından önem taşıyor.
AYM'nin kabul edilemezlik kararı, iş kazası davalarında farklı bilirkişi raporlarının hiçbir koşulda önem taşımadığı anlamına gelmiyor.
İş Kazalarında Alt İşveren Sorumluluğu Neden Önemli?
İnşaat sektöründe bazı işler, farklı işverenler veya alt işverenler aracılığıyla yürütülebiliyor.
Özellikle demir bağlama, kalıp, elektrik tesisatı ve benzeri faaliyetlerde farklı işletmelerin veya çalışma ekiplerinin görev alması mümkün.
Bu durum, iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin hangi taraflara ait olduğunun değerlendirilmesini önemli hale getiriyor.
Ancak bir kişinin fiilen inşaatta çalışması, her durumda onun alt işveren olduğu anlamına gelmiyor.
İşverenlik ilişkisinin niteliği, ilgili kanun hükümleri ve somut olayın özellikleri çerçevesinde belirleniyor.
İş kazalarına ilişkin sorumluluk değerlendirmesinde iş organizasyonu, denetim yetkileri ve çalışanlarla kurulan hukuki ilişki önemli rol oynuyor.
SGK Kaydının Bulunmaması Tek Başına Ne Anlama Gelir?
Kararda dikkat çeken konulardan biri, başvurucunun alt işveren olarak tescil edilip edilmediğine ilişkin değerlendirmeler oldu.
İş mahkemesindeki bilirkişi raporunda, başvurucunun alt işveren tescilinin bulunmadığı ve adına vergi mükellefiyetine bağlı işyeri kaydı olmadığı belirtildi.
Bununla birlikte ceza mahkemesi, tanık ifadeleri ve diğer delillerden hareketle başvurucunun taşeron sıfatıyla faaliyet gösterdiği sonucuna ulaştı.
Bu durum, iş ilişkilerinin değerlendirilmesinde kayıtların ve fiilî çalışma koşullarının önemini ortaya koyuyor.
Ancak bu karardan hareketle SGK kaydı bulunmayan herkesin alt işveren sayılacağı veya hiçbir şekilde sorumlu tutulamayacağı yönünde genel bir sonuca ulaşılamaz.
Her uyuşmazlık kendi delilleri ve uygulanabilir mevzuatı çerçevesinde değerlendirilir.
Yüksekte Çalışmalarda İş Güvenliği Önlemleri
Karara konu ölümcül iş kazasının, inşaatın altıncı katındaki asansör boşluğunda meydana gelmesi dikkat çekiyor.
Yüksekte çalışma faaliyetlerinde düşme riskinin önlenmesi için iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uygun tedbirlerin alınması gerekiyor.
Dosyada değerlendirilen başlıca güvenlik konuları arasında korkuluk ve güvenlik ağı gibi toplu korunma önlemleri, uygun kişisel koruyucu donanımlar, güvenlik eğitimleri ve çalışma talimatları bulunuyordu.
Özellikle asansör boşlukları gibi düşme riski bulunan alanların güvenli hale getirilmesi, şantiye çalışmalarında önemli bir gereklilik.
Ancak hangi teknik önlemlerin kullanılacağı, çalışma alanının özelliklerine ve yürürlükteki iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına göre belirlenmeli.
İnşaat Şirketleri Karardan Hangi Sonuçları Çıkarmalı?
AYM'nin yayımlanan kararı, iş kazalarında hukuki sorumluluğun belirlenmesinde çalışma ilişkilerinin ve delillerin önemini gösteriyor.
İnşaat şirketleri açısından özellikle alt işveren ilişkilerinin açık biçimde düzenlenmesi, görev ve sorumlulukların belirlenmesi ve iş güvenliği uygulamalarının belgelenmesi önem taşıyor.
İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri, saha denetimleri ve gerekli teknik tedbirlerin uygulanması da önemli yükümlülükler arasında bulunuyor.
Ancak yazılı bir sözleşmenin veya SGK kaydının bulunması, iş güvenliği bakımından bütün sorumlulukların kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Sorumluluk değerlendirmesi, somut çalışma koşulları ve ilgili mevzuata göre yapılıyor.
Bu nedenle işletmelerin fiilî iş organizasyonu ile hukuki kayıtlarının uyumlu olmasına dikkat etmeleri gerekiyor.
İş Kazalarında Ceza ve Tazminat Yargılamaları
İş kazaları, olayın özelliklerine göre farklı hukuki süreçlere konu olabiliyor.
Bir olay nedeniyle ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülebileceği gibi maddi veya manevi tazminat talepleri de gündeme gelebiliyor.
Bu süreçlerde görevli mahkemeler, kendi yargılama alanlarına ilişkin değerlendirmeler yapıyor.
Ancak farklı mahkemelerde hazırlanan bilirkişi raporlarının veya verilen kararların hukuki sonuçları, somut uyuşmazlığın özelliklerine bağlı.
Bu nedenle bir mahkemede verilen kararın diğer davanın sonucunu her durumda otomatik olarak belirlediği düşünülmemeli.
AYM'nin 2022/11105 başvuru numaralı kararı da farklı sonuçların ortaya çıktığı bir uyuşmazlıkta gerekçeli karar hakkının nasıl değerlendirildiğini gösteriyor.
Anayasa Mahkemesi Kararının Özeti
| Konu | Açıklama |
|---|---|
| Başvuru adı | Osman Gökmen |
| Başvuru numarası | 2022/11105 |
| AYM karar tarihi | 6 Mayıs 2026 |
| Resmî Gazete tarihi | 16 Ekim 2026 |
| İş kazası tarihi | 16 Mayıs 2012 |
| Olay | İnşaatın altıncı katındaki asansör boşluğundan düşme sonucu ölüm |
| Ceza mahkemesinin kararı | 12.100 TL adli para cezası |
| İş mahkemesinin değerlendirmesi | Başvurucu yönünden kusur bulunmadığı |
| AYM'nin incelediği temel hak | Gerekçeli karar hakkı |
| AYM'nin sonucu | Başvuru kabul edilemez bulundu |
İş Kazası Davalarında Gerekçeli Kararın Önemi Vurgulandı
Anayasa Mahkemesinin 16 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan kararı, bir inşaat iş kazasına ilişkin farklı yargılama sonuçlarını gündeme taşıdı.
Altıncı kattan düşerek hayatını kaybeden işçinin ardından yürütülen ceza davasında başvurucu taşeron sıfatıyla sorumlu tutularak adli para cezasına mahkûm edildi.
İş mahkemesinde ise aynı kişi yönünden kusur bulunmadığına karar verildi.
Başvurucu, bu farklı değerlendirmelere ilişkin savunmalarının yeterince karşılanmadığını ileri sürerek Anayasa Mahkemesine başvurdu.
AYM, ceza mahkemesinin kararında başvurucunun savunmalarının ve dosyadaki delillerin değerlendirildiğini belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasını kabul edilemez buldu.
Karar, özellikle iş kazalarına ilişkin davalarda çalışma ilişkisinin niteliğinin, iş güvenliği yükümlülüklerinin ve mahkeme gerekçelerinin önemini göstermesi bakımından dikkat çekiyor.





