Bütçe açıklarının finansmanında para basımı, iç ve dış borçlanma ile döviz rezervleri ve bu yöntemlerin temel makroekonomik etkileri ele alınmaktadır.
Devletler, asli görevlerini yerine getirmek ve toplumsal refah düzeyini artırmak amacıyla kamu harcamalarında bulunmaktadır. Kamu hizmetlerinin sunumu, ekonomik istikrarın sağlanması ve sosyal politikaların uygulanması bu harcamaların temel unsurlarını oluşturmaktadır. Ancak kamu harcamalarının kamu gelirlerini aşması durumunda bütçe açıkları ortaya çıkmaktadır. Bütçe açıklarının finansmanında kullanılan yöntemler, yalnızca mali dengeler üzerinde değil; enflasyon, faiz oranları, ekonomik büyüme ve kamu borç sürdürülebilirliği gibi temel makroekonomik göstergeler üzerinde de önemli etkilere sahiptir. Bu nedenle bütçe açıklarının finansman biçimleri, ekonomi politikalarının belirlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır.
Kamu sektörü açığının finansmanında başvurulan temel yöntemler dört başlık altında toplanmaktadır. Bunlar; para basımı, döviz rezervlerinin kullanımı, yurt dışından borçlanma ve yurt içinden borçlanmadır. Bu çerçevede bütçe açığının finansmanı aşağıdaki şekilde ifade edilmektedir:
Bütçe Açığı = Para Basımı + (Dış Rezerv Kullanımı + Dış Borçlanma) + İç Borçlanma
Söz konusu finansman yöntemlerinin her biri, enflasyon, faiz oranları, döviz kuru ve ekonomik büyüme gibi makroekonomik değişkenler üzerinde farklı etkiler yaratmaktadır. Bu nedenle kamu sektörü açığının hangi araçlarla finanse edildiği, mali disiplin ve ekonomik istikrar açısından belirleyici bir unsur olarak değerlendirilmektedir.
Bütçe açıklarının finansmanında kullanılan yöntemlerin her biri, aşırı ve kontrolsüz biçimde uygulandığında makroekonomik hedefler üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır. Para basımı yoluyla finansman, para arzının artmasına bağlı olarak enflasyonist baskıları artırmaktadır. Döviz rezervlerinin kullanımı, ülkenin dış şoklara karşı kırılganlığını yükselterek döviz krizlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Dış borçlanmanın aşırı boyutlara ulaşması, borç geri ödeme kapasitesini zorlamakta ve dış borç krizine neden olabilmektedir. İç borçlanmanın yoğunlaşması ise kamu kesiminin fon talebini artırarak reel faiz oranlarının yükselmesine ve özel sektör yatırımlarının dışlanmasına yol açmaktadır. Bu nedenle bütçe açıklarının finansmanında kullanılan araçlar arasında dengeli ve sürdürülebilir bir politika yaklaşımının benimsenmesi büyük önem taşımaktadır.
Para basımı, ekonomideki parasal tabanın artmasına neden olmaktadır. Parasal tabandaki bu artış yoluyla devletler senyoraj geliri elde etmektedir. Senyoraj, para basımı sürecinde ortaya çıkan üretim maliyeti ile paranın üzerinde yazılı olan nominal değer arasındaki farkı ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle senyoraj, özel kesimden kamu kesimine aktarılan bir gelir transferi niteliği taşımaktadır.
Aktif senyoraj ya da enflasyon vergisi, parasal tabanın ekonomik büyüme oranının üzerinde genişletilmesi sonucunda ortaya çıkmakta; bu durum fiyatlar genel düzeyinin artmasına yol açarak dolaylı bir vergi etkisi yaratmaktadır. Enflasyon vergisi, özellikle sabit gelirli kesimlerin satın alma gücünü azaltmak suretiyle gelir dağılımı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.
Para arzının para talebini aşması durumunda, mal ve para piyasalarındaki denge bozulmaktadır. Bu dengenin bozulmasının doğal sonucu olarak fiyatlar genel düzeyinde artış meydana gelmekte ve enflasyon ortaya çıkmaktadır. Enflasyon süreci, özel kesimin elinde bulundurduğu nakit varlıkların reel değerinin azalmasına yol açmaktadır. Bu durum, devletin özel kesimin sahip olduğu parasal varlıkları enflasyon yoluyla dolaylı olarak vergilendirmesi anlamına gelmektedir. Enflasyon vergisi olarak adlandırılan bu gelir, devletler tarafından bütçe açıklarının finansmanında kullanılan bir kaynak niteliği taşımaktadır.
Bütçe açıklarının finansmanında başvurulan bir diğer yöntem borçlanmadır. Borçlanma, maliye politikası araçları arasında önemli bir yere sahiptir. Kamu kesimi, finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla yurtiçi ya da yurtdışı piyasalardan borçlanabilmektedir. Yurtiçi piyasalardan gerçekleştirilen borçlanma iç borçlanma, yurtdışı piyasalardan sağlanan borçlanma ise dış borçlanma olarak adlandırılmaktadır.
İç ve dış borçlanma, sahip oldukları koşullar ve makroekonomik etkiler bakımından birbirinden farklı sonuçlar doğurmaktadır. Borçlanmanın hangi kaynaktan, hangi vadede ve hangi para cinsinden yapılacağı, kamu borç yönetiminin etkinliği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda borçlanma kararları; kamu finansman ihtiyacı, yurtiçi ve yurtdışı piyasalardaki ekonomik konjonktür ve finansal koşullar tarafından belirlenmektedir.
İç borçlanma, bir ülkenin kamu kesiminin finansman ihtiyacını kendi sınırları içindeki piyasalardan borçlanarak karşılaması şeklinde tanımlanmaktadır. Bu kapsamda devlet, tahvil ve bono gibi borçlanma araçlarını yurtiçi finansal piyasalara sunarak kaynak sağlamaktadır. İç borçlanma yöntemi, genellikle finansal piyasaları görece sınırlı olan düşük ve orta gelirli ülkeler tarafından bütçe açıklarının finansmanında yaygın olarak kullanılmaktadır.
Devletin iç borçlanması, genellikle enflasyonist baskılardan ve dış şoklardan kaçınmanın bir yolu olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu finansman yönteminin aşırı ve sürdürülemez biçimde kullanılması, önemli makroekonomik riskleri de beraberinde getirmektedir. Devletin iç piyasadan yoğun biçimde borçlanması, finansal kaynakların kamu kesimine yönelmesine neden olmakta; bu durum özel sektöre kullandırılabilecek kredi miktarını azaltarak faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmaktadır.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde iç borç stokunun artması, yüksek reel iç faiz oranlarının ortaya çıkmasına yol açmakta ve bu süreç, özel sektör yatırımlarının azalmasıyla birlikte ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
Devletin dış borçlanması, diğer ülkelerden veya uluslararası finans kuruluşlarından sağlanan kaynaklar aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Dış borçlanma yoluyla elde edilen fonlar, borcun alındığı dönemde milli gelir üzerinde artırıcı etki yaratırken, geri ödeme sürecinde ise milli gelir üzerinde azaltıcı bir etki doğurmaktadır. Bu yönüyle dış borçlanma, zamanlar arası bir kaynak transferi niteliği taşımaktadır.
Dış borçlanma, bünyesinde iki temel riski barındırmaktadır. Bu risklerden ilki, alınan dış borcun geri ödeme döneminde ortaya çıkabilecek likidite riskidir. Likidite riski, borçlu ülkenin vadesi gelen dış borç yükümlülüklerini zamanında yerine getirecek yeterli finansal kaynağa sahip olamaması durumunu ifade etmektedir.
İkinci önemli risk ise kur riskidir. Dış borçların geri ödemeleri genellikle döviz cinsinden gerçekleştirildiğinden, döviz kurlarında yaşanabilecek artışlar borcun yerel para cinsinden maliyetini yükseltmekte ve kamu mali dengeleri üzerinde baskı oluşturmaktadır.
Döviz rezervlerinin kullanımı, bütçe açıklarının finansmanında başvurulan bir diğer yöntemdir. Bu yöntemde devletler, bütçe açıklarını finanse etmek amacıyla para basımı yerine döviz rezervlerini kullanarak, enflasyonist etkileri kısa vadede ertelemeyi hedeflemektedir. Döviz rezervlerinin piyasaya sürülmesi, döviz arzını artırarak ulusal paranın değerlenmesine yol açabilmektedir.
Bu politikanın temel amacı, döviz kurunu düşürmek veya istikrara kavuşturmak suretiyle enflasyonun yavaşlatılmasıdır. Ancak döviz rezervlerinin aşırı kullanımı, ülkenin dış şoklara karşı dayanıklılığını azaltmakta ve uzun vadede finansal kırılganlıkları artırabilmektedir.
Bütçe açıklarının finansmanında döviz rezervlerinin kullanılması, ülkenin yeterli düzeyde döviz rezervine sahip olmasını gerektirmektedir. Ancak özellikle gelişmekte olan ülkeler, genellikle sınırlı döviz rezervleriyle karşı karşıya bulunmaktadır. Bu finansman yönteminde döviz rezervlerinin azalması ve döviz kurları üzerindeki müdahaleler, ulusal paranın aşırı değerlenmesi sorununu ortaya çıkarabilmektedir. Ulusal paranın aşırı değerlenmesi ise ihraç mallarının yabancı para cinsinden fiyatlarını artırarak ülkenin uluslararası rekabet gücünü zayıflatmakta ve bunun sonucunda cari işlemler açığının artmasına neden olmaktadır.
Bütçe açıklarının finansmanı, kamu maliyesinin en kritik konularından biri olup, tercih edilen finansman yöntemleri makroekonomik dengeler üzerinde doğrudan ve dolaylı etkiler yaratmaktadır. Para basımı, borçlanma ve döviz rezervlerinin kullanımı gibi yöntemlerin her biri, kısa vadede bütçe açıklarının kapatılmasına katkı sağlasa da, aşırı ve kontrolsüz kullanımları ekonomik istikrarı tehdit eden sonuçlar doğurabilmektedir.
Kaynaklar
Şen, H. Sağbaş, İ.(2004). Bütçe Açıkları Teori ve Türkiye Uygulaması
Şen, H, Sağbaş, İ, Kesin, A.(2007). Bütçe Açıkları ve Açık Finansman Politikası
Egeli.(2002). Teoride ve Uygulamada Bütçe Politikası