2018–2022 dönemi, Türkiye’de ekonomik dalgalanmalar, küresel şoklar ve maliye politikası tercihlerinin bütçe dengelerine etkisinin belirginleştiği bir süreçtir.

Kamu maliyesi literatüründe bütçe açığı, kamu harcamalarının kamu gelirlerini aşması sonucu ortaya çıkan mali dengesizlik olarak tanımlanmaktadır. Bütçe açıklarının sürdürülebilirliği; kamu borç dinamikleri, ekonomik büyüme oranı, faiz oranları ve enflasyon gibi makroekonomik göstergelerle doğrudan ilişkilidir. Türkiye’de 2018–2022 dönemi, hem iç ekonomik kırılganlıkların hem de dışsal şokların (küresel finansal koşullar, pandemi vb.) etkisiyle bütçe dengelerinin dalgalandığı bir dönem olmuştur.

2018–2022 dönemi, Türkiye ekonomisi açısından makroekonomik dalgalanmaların, küresel şokların ve maliye politikası tercihlerinin bütçe dengeleri üzerindeki etkilerinin belirgin biçimde gözlemlendiği bir süreçtir.

2018-2022 dönemi gerek Türkiye ekonomisi için gerekse Türk kamu maliyesi için önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelere sırası ile bakacağız.

16 Nisan 2017 tarihinde Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte birçok değişiklik yaşanmıştır. 5018 sayılı KMYKK’da yeni hükümet sistemi ile birlikte değişiklikler yaşanmıştır. Yeni sistem ile bütçe, Cumhurbaşkanı tarafından TBMM’ye sunulmakta ve Plan ve Bütçe Komisyonu (PBK)’nda görüşülmesinin ardından TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmektedir. Yeni sistemde bütçenin makroekonomiye uyumlu program bazlı hazırlanması, bütçe hazırlanması, uygulanması ve kapatılma süreci rasyonel bir yapıya kavuşturulmuştur. 2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı çerçevesinde istikrarlı ve güçlü bir ekonomiye geçiş doğrultusunda program bütçe sistemine geçilmesi ve harcama gözden geçirmeleri yapılması hedeflenmiştir.

2018 yılında yaşan diğer önemli gelişmede, gelişmiş ülke merkez bankalarının politika değişikliklere gitmesi sonucu gelişmekte olan ülkelere olumsuz etkilenmiştir. Türkiye’de Ağustos 2018 yılından sonra finansal piyasalarında büyük ölçekli bir dalgalanma olmuştur. ABD ile yaşanan rahip Andrew Brunson krizi, kur krizini tetiklemesi sonucu dolar kuru 7,24’e kadar çıkmıştır . Ayrıca küresel piyasalarda artan risk nedeniyle gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışları hızlanmıştır. Diğer bir gelişmede petrol fiyatlardaki artışlar ülke ekonomileri üzerinde olumsuz etkiler yaratmadır. ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırım açıklamaları sonrasında yurtiçinde piyasaları olumsuz etkisi olmuştur. Yaşanan bu gelişmeler sonucunda yüksek faiz ve enflasyon nedeniyle iç talepte gerilemeler yaşanmış, şirketlerin ödeme yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeni ile iflaslar ve konkordato surecileri hızlanmıştır.

2018 yılında yaşanan döviz kuru şoku ve finansal dalgalanmalar, kamu maliyesi üzerinde dolaylı etkiler yaratmıştır. Artan faiz giderleri ve ekonomik yavaşlama sonucunda bütçe dengesi zayıflamıştır. 2019 yılında ise büyüme oranındaki düşüş ve gelir performansındaki zayıflama bütçe açığının GSYH’ye oranında artışa neden olmuştur.

2019 yılına geldiğimizde Aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde başlayan, hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayılan Covid-19, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 11 Mart 2020 tarihinde “pandemi” ilan etmiştir. Yayılan virüs vakalarına yönelik ülkeler çeşitli tedbirler almışlardır.

2020 yılında COVID-19 pandemisi nedeniyle uygulanan kısa çalışma ödeneği, nakdi destekler, vergi ertelemeleri ve kamu harcamalarındaki artış bütçe açığını yükseltmiştir. Bu dönemde bütçe açığı büyük ölçüde konjonktürel faktörlerden kaynaklanmıştır. Ancak aynı zamanda kamu borç stokunun artış eğilimi de dikkat çekmiştir.

Covid-19 salgınından Türkiye ekonomisi de etkilenmiş, Covid-19 öncesinde yaşanan mali dengesizliklere rağmen maliye politikası yönünden otomatik stabilizatörlerin yanı sıra iradi politikalar uygulayarak mali yönden vatandaşlarına destek olmuştur. Özellikle salgının yükseliş geçtiği Mart-Mayıs 2020’de mali dengesizlikler daha çok yaşandı ve ekonomi üzerinde baskıların arttığı bu dönemde iç borçlanma finanse edilmiştir.

Türkiye salgın öncesi ekonomisi 2018 yılında yaşanan kur krizinin ardından yüksek enflasyon ve artan borçlanma maliyeti sonucundan yükselen işsizlik oranları ile kırılgan bir durumda yakalanmıştır.

Tablo 1. Salgın öncesi önemli makroekonomik göstergeler ( TÜİK, Merkez Bankası elektronik veri dağıtım sistemi verilerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.)

Grafik 1. Bütçe dengesi ve faiz dışı fazlanın GSYH’ye oranları (2002-2022) (T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2024 Bütçe Gerekçesi, Ekim 2023 Ankara, 3)

Grafik 1’de bütçe dengesi ve faiz dışı fazlanın GSYH’ye oranlarına yer verilmiştir. Özellikle 2018 yılından sonra baktığımızda bütçe dengesi/GSYH oranları sırasıyla;-1,9, -2,9, -3,5, -2,8, -1,0 gerçekleşmiştir. 2020 yılında en yüksek seviyeye çıkmıştır. Covid-19 salgını ve sonrası 2021 yılında artış göstermiştir.

Grafik 2. Merkezi Yönetim Toplam Borç Stoku İçinde İç Borç ve Dış Borç Payı (%)

Grafik 2’de 2018-2022 döneminde Merkezi Yönetim Toplam Borç Stoku İçinde İç Borç ve Dış Borç Payı (%) gösterilmiştir. 2020’den sonra dış borcun toplam borç stoğu içindeki payı artmıştır.

Bütçe açısından diğer bir önemli gelişme de 2018 yılında yaşanan döviz kuru krizinden sonra dolarizasyon yaşanması ile birlikte kur ataklarını önlemek için Kur Korumalı Mevduat (KKM) hayata geçirilmiştir[1]. KKM, 23/02/2022 tarihli ve 5206 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile “Mevduat ve Katılma Hesaplarının Kur artışlarına Karşı Desteklenmesine İlişkin Karar” yürürlüğe alınan Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat Hesabı uygulamasıdır. KKM ile birlikte bütçeye bir yük getirmiştir. Bu yük 2022 yılında için 92,5 milyar TL olmuştur.

2018–2022 dönemi, Türkiye’de bütçe dengelerinin hem içsel makroekonomik kırılganlıklardan hem de küresel şoklardan güçlü biçimde etkilendiği bir süreç olmuştur. 2018 yılında yaşanan kur şoku ve finansal dalgalanmalarla başlayan mali baskı, 2019 yılında ekonomik yavaşlama ve artan faiz giderleriyle derinleşmiştir. 2020 yılında COVID-19 pandemisinin etkisiyle uygulanan genişleyici maliye politikaları bütçe açığını artırmış; kamu harcamalarındaki artış ve gelir performansındaki zayıflama mali dengede belirgin bir bozulmaya yol açmıştır.

Genel olarak değerlendirildiğinde, incelenen dönem Türkiye’de maliye politikasının konjonktüre duyarlı bir yapı sergilediğini göstermektedir. Kriz ve şok dönemlerinde genişleyici maliye politikaları tercih edilmiş, toparlanma sürecinde ise bütçe dengesi görece iyileşmiştir. Ancak bütçe açıklarının sürdürülebilirliği; kamu borç stokunun seyri, faiz giderlerinin bütçe içindeki payı ve gelir yapısının kalıcılığı gibi unsurlarla birlikte ele alınmalıdır.

Sonuç olarak, 2018–2022 döneminde bütçe açığındaki dalgalanmalar, mali disiplin ile ekonomik istikrar arasındaki hassas dengeyi bir kez daha ortaya koymuştur. Önümüzdeki dönemde mali sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için gelir tabanının genişletilmesi, harcama kompozisyonunun verimlilik esaslı yeniden yapılandırılması ve yapısal mali kuralların güçlendirilmesi önem arz etmektedir.

Kaynaklar

Dokuzoğlu, S, Tüm, K.(2022). Küresel Salgının Maliye Politikalarına Etkisi: Türkiye Üzerine Değerlendirmeler, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,31(1),109

Ünüvar, İ, Aktaş, H.(2022). Dünya’da ve Türkiye’de Covid-19 Pandemisinin Ekonomik Etkileri, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Dergisi,25(1), 124

Öz, M.(2022). Bütçe Gelirleri İçerisinde Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisinin İncelenmesi: 2012-2022, Banka ve Finans Hukuku Dergisi,11(44),769

T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri ve Beklentiler Raporu 2015, 13