AB'de Çevreci Ürün Reklamlarına Yeni Kurallar: Yeşil Aklama ve Karbon Nötr İddialarına Sınırlama

Avrupa Birliği, tüketicilerin çevresel iddialar yoluyla yanıltılmasını önlemeye yönelik düzenlemelerinde yeni uygulama dönemine geçti. Ticaret Bakanlığının 29 Eylül 2026 tarihinde duyurduğu Avrupa Komisyonu soru-cevap belgesi, 2024/825 sayılı AB Direktifi kapsamında ürünlerin çevresel özelliklerinin nasıl tanıtılacağını, sürdürülebilirlik etiketlerinin hangi koşullarda kullanılabileceğini ve eski stokların yeni kurallardan nasıl etkileneceğini açıklıyor. Düzenleme, özellikle AB pazarına ürün satan ve ürünlerini “çevre dostu”, “yeşil” veya “karbon nötr” gibi ifadelerle tanıtan işletmeler açısından önem taşıyor. Yeni kuralların üye devletlerde 27 Eylül 2026 tarihinden itibaren uygulanması öngörülüyor.

Avrupa Birliği Çevresel Reklamlarda Yeni Döneme Geçti

Avrupa Birliği, tüketicilerin yeşil dönüşüm sürecinde daha doğru ve karşılaştırılabilir bilgilere ulaşmasını sağlamak amacıyla çevresel reklam ve ticari uygulamalara ilişkin kuralları güçlendiriyor.

Bu kapsamda kabul edilen 2024/825 sayılı Direktif, AB'nin mevcut tüketici koruma mevzuatında değişiklikler yapıyor.

Yeni düzenlemeyle ürünlerin çevresel özelliklerine ilişkin iddiaların doğruluğu, sürdürülebilirlik etiketlerinin güvenilirliği ve tüketicilere verilen dayanıklılık bilgileri daha önemli hale geliyor.

Avrupa Komisyonu, Eylül 2026'da yayımladığı soru-cevap belgesiyle uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütlere açıklık getirdi.

Ticaret Bakanlığı da söz konusu belgeyi 29 Eylül 2026 tarihinde resmî internet sitesinde duyurdu.

Ancak düzenlemenin Türkiye'deki bütün işletmelere aynı tarihten itibaren doğrudan uygulanacak yeni bir Türk kanunu olduğu düşünülmemeli.

Düzenleme Avrupa Birliği mevzuatına dayanıyor. Türkiye'den AB pazarına ürün sunan işletmeler bakımından etkileri, ilgili AB üyesi ülkelerdeki uygulama ve ticari faaliyet koşullarına göre değerlendirilmelidir.

Yeşil Aklama Nedir?

Yeşil aklama veya İngilizce adıyla greenwashing, bir ürünün ya da işletmenin çevresel performansını olduğundan daha iyi gösterebilen yanıltıcı iletişim uygulamalarını ifade ediyor.

Örneğin bir ürünün çevresel açıdan üstünlüğünü kanıtlayan yeterli dayanak bulunmadan “tamamen çevre dostu” şeklinde tanıtılması, koşullarına göre tüketiciyi yanıltabilir.

Benzer şekilde bir ürünün yalnızca belirli bir bileşeninin geri dönüştürülmüş olması, ürünün tamamının çevresel açıdan üstün olduğu anlamına gelmez.

Tüketicinin hangi özelliğin hangi koşullarda sağlandığını anlayabilmesi gerekiyor.

AB'nin yeni yaklaşımı, genel ve belirsiz çevre iddialarının tüketicinin satın alma kararını yanıltmasını önlemeyi amaçlıyor.

Bu nedenle şirketlerin reklam ve ürün ambalajlarında kullandıkları çevresel ifadelerin kapsamını ve dayanağını gözden geçirmesi önem taşıyor.

“Çevre Dostu” İfadesi Tamamen Yasaklandı Mı?

Yeni kuralların en fazla dikkat çeken yönlerinden biri, genel çevresel iddialara getirilen sınırlamalar.

“Çevre dostu”, “yeşil” veya benzeri genel ifadeler, tüketicide ürünün çevre üzerindeki etkisinin olumlu olduğu yönünde geniş bir izlenim oluşturabiliyor.

AB düzenlemesi, bu tür genel iddiaların gerekli koşullarda ortaya konmuş üstün çevresel performansa dayanmadan kullanılmasına karşı daha sıkı kurallar getiriyor.

Ancak yeni kuralların bütün çevresel açıklamaları koşulsuz olarak yasakladığı söylenemez.

Ürünün belirli ve doğrulanabilir bir özelliğinin açık biçimde anlatılması ile dayanağı belirsiz genel bir çevre iddiası kullanılması aynı durum değil.

Örneğin ambalajın belirli oranda geri dönüştürülmüş malzeme içerdiğinin somut ve doğru biçimde belirtilmesi, ürünün bütünü için genel bir çevre üstünlüğü iddiasında bulunulmasından farklı değerlendirilebilir.

Şirketlerin reklamlarında kullandıkları ifadeleri ürün özellikleriyle ve mevcut kanıtlarla uyumlu hale getirmesi gerekiyor.

Karbon Nötr Ürün Reklamlarında Nelere Dikkat Edilecek?

Yeni düzenleme, özellikle karbon dengeleme uygulamalarına dayanan iklim iddialarını ilgilendiriyor.

Bir ürünün üretim ve kullanım süreçlerinden kaynaklanan emisyonlarla, başka bir yerde gerçekleştirilen karbon azaltım veya uzaklaştırma projelerinin etkileri birbirinden farklı.

AB düzenlemesi, yalnızca emisyon dengelemesine dayanarak bir ürünün sera gazı emisyonları açısından nötr, azaltılmış veya olumlu etkiye sahip olduğu izlenimini veren iddialara yönelik özel yasak getiriyor.

Bu nedenle bir işletmenin karbon kredisi satın alması, ürününü otomatik olarak “karbon nötr” şeklinde tanıtabileceği anlamına gelmiyor.

Özellikle ürünün gerçek emisyon performansı ile dengeleme faaliyetleri arasındaki farkın doğru biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.

Ancak bütün şirketlerin karbon emisyonlarına ilişkin her türlü açıklamasının yasaklandığı sonucuna varılmamalı.

Kurumsal çevre açıklamaları, belirli emisyon azaltım verileri ve ürünlere ilişkin reklam iddiaları, ilgili düzenlemenin kapsamına göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Sürdürülebilirlik Etiketlerinde Yeni Şartlar

AB'nin yeni düzenlemesi, ürünlerin üzerinde kullanılan sürdürülebilirlik etiketlerine de odaklanıyor.

Bu tür etiketler tüketicilere ürünün çevresel veya sosyal özellikleri hakkında bilgi verebiliyor.

Ancak etiketlerin hangi kuruluş tarafından oluşturulduğu, hangi kriterlere dayandığı ve doğrulamanın nasıl gerçekleştirildiği önem taşıyor.

Yeni yaklaşım kapsamında güvenilir bir sertifikasyon sistemine dayanmayan veya kamu otoriteleri tarafından oluşturulmamış sürdürülebilirlik etiketlerinin kullanılmasına yönelik sınırlamalar bulunuyor.

Bu durum özellikle şirketlerin kendi tasarladıkları çevre işaretlerini ürün ambalajlarına eklemesi bakımından önem taşıyor.

Örneğin bağımsız bir sertifikasyon süreci bulunmadan ambalaj üzerine eklenen ve resmî onay izlenimi veren bir sembol, tüketiciyi yanıltabilecek nitelikte olabilir.

Bu nedenle AB pazarına yönelik ürünlerin etiketlerinde kullanılan çevresel işaretlerin hukuki dayanağının kontrol edilmesi gerekiyor.

Geleceğe Yönelik Çevre Taahhütleri de Denetlenecek

Şirketler pazarlama faaliyetlerinde yalnızca mevcut çevresel özelliklerini değil, geleceğe yönelik hedeflerini de açıklayabiliyor.

Örneğin belirli bir tarihe kadar karbon emisyonlarının azaltılması veya faaliyetlerin daha sürdürülebilir hale getirilmesi yönünde taahhütlerde bulunulabiliyor.

Yeni düzenleme, gelecekte gerçekleşmesi beklenen çevresel performansa ilişkin iddiaların da belirli güvenilirlik koşullarına dayanmasını öngörüyor.

Bu nedenle yalnızca hedef açıklamak yeterli olmayabilir.

Uygulanabilir planlar, ölçülebilir hedefler ve ilgili doğrulama mekanizmaları önem taşıyor.

Ancak geleceğe yönelik her çevresel hedefin yasaklandığı düşünülmemeli.

Temel amaç, gerçekçi dayanağı bulunmayan taahhütlerle tüketicilerin yanıltılmasını önlemek.

Eski Stoklar Yeni Kurallardan Etkilenecek Mi?

Avrupa Komisyonunun Eylül 2026 tarihli soru-cevap belgesinde, düzenlemenin mevcut stoklara etkisi de ele alındı.

Ticaret Bakanlığının aktardığı açıklamaya göre yeni kurallar, 27 Eylül 2026 tarihinden itibaren piyasada bulunan ürünlerdeki çevresel iddialar ve sürdürülebilirlik etiketleri açısından da önem taşıyor.

Ancak mevcut ürünlerin yalnızca yeni kurallara uygun olmayan çevresel ifadeler içermesi nedeniyle her durumda topluca piyasadan çekilmesi gerektiği belirtilmiyor.

Bunun yerine, uygun olmayan ifadelerin kapatılması veya düzeltilmesi gibi makul ve orantılı tedbirler değerlendirilebiliyor.

Örneğin ürün ambalajındaki yanıltıcı çevresel iddianın uygun bir etiketle düzeltilmesi gündeme gelebilir.

Satış noktasında tamamlayıcı bilgi sunulması da ilgili koşullarda değerlendirilebilecek yöntemler arasında yer alıyor.

Ancak her durumda aynı düzeltme yönteminin yeterli olacağı düşünülmemeli.

Uygulanabilir yöntem, ürünün niteliğine, iddianın içeriğine ve ilgili üye devletin tüketici koruma uygulamasına göre belirlenmelidir.

Ürün Dayanıklılığı ve Tamir Edilebilirlik Bilgileri

2024/825 sayılı Direktif yalnızca çevresel reklam ifadelerine odaklanmıyor.

Tüketicilerin ürünlerin dayanıklılığı ve tamir edilebilirliği hakkında doğru bilgilendirilmesi de düzenlemenin önemli başlıkları arasında bulunuyor.

Bir ürünün ne kadar süre kullanılabileceği, hangi onarım imkânlarının sunulduğu ve satış öncesinde hangi bilgilerin tüketiciye verildiği satın alma kararlarını etkileyebiliyor.

Özellikle elektronik ürünler ve dayanıklı tüketim mallarında garanti ile onarım koşulları önemli.

Ancak yeni direktifin bütün ürünler için aynı sürede zorunlu garanti getirildiği veya her ürünün sınırsız şekilde tamir edilmesi gerektiği anlamına gelmediği unutulmamalı.

Ürün grubuna ve ilgili diğer AB düzenlemelerine göre farklı yükümlülükler bulunabilir.

Türkiye'den AB'ye İhracat Yapan Şirketler Nasıl Etkilenecek?

Türkiye'deki üreticiler, ürünlerini Avrupa Birliği pazarına sunarken ilgili pazarda geçerli ürün güvenliği, etiketleme ve tüketici bilgilendirme kurallarını dikkate almak durumunda.

Bu nedenle AB'nin çevresel iddialara ilişkin yeni kuralları, Türkiye'den AB'ye ihracat yapan bazı işletmeler açısından ticari sonuçlar doğurabilir.

Özellikle ambalajlı tüketim ürünleri, tekstil, kozmetik, elektronik ve dayanıklı tüketim malları üreten şirketlerin pazarlama açıklamalarını değerlendirmesi önem taşıyor.

Ancak düzenlemenin Türkiye'deki bütün ürün satışlarına doğrudan aynı hukuki sonuçları doğurduğu söylenemez.

AB'ye yönelik satış yapan firmaların yükümlülükleri, satış yaptıkları pazardaki kurallar ve kendi ticari faaliyetlerinin niteliğiyle bağlantılı.

Bunun yanında Türkiye'nin tüketicinin korunması ve ticari reklam mevzuatında da yanıltıcı reklamlara ilişkin ayrı hükümler bulunuyor.

Bu nedenle şirketlerin hem Türkiye hem de hedef ihracat pazarındaki düzenlemeleri dikkate alması gerekiyor.

E-Ticaret Siteleri ve Çevrim İçi Reklamlar Açısından Önemi

Çevresel iddialar yalnızca ürün ambalajlarında kullanılmıyor.

E-ticaret sitelerindeki ürün açıklamaları, dijital reklamlar ve sosyal medya tanıtımları da tüketicinin satın alma kararını etkileyebiliyor.

Örneğin internet üzerinden satılan bir ürünün çevresel açıdan üstün olduğunun ileri sürülmesi, ilgili iddianın doğru ve desteklenebilir olmasını gerektiriyor.

Bu nedenle şirketlerin fiziksel etiketlerdeki ifadelerle internet sitelerindeki tanıtım açıklamalarını birlikte değerlendirmesi önem taşıyor.

Özellikle ürünün belirli bir bölümüne ilişkin olumlu çevresel özelliğin ürünün tamamına mal edilmesi, yanıltıcı bir izlenim oluşturabilir.

Ancak bu düzenleme, bütün internet satışlarında yeni bir çevre vergisi veya her e-ticaret sitesine aynı sertifikayı alma zorunluluğu getirildiği anlamına gelmiyor.

İlgili yükümlülükler, çevresel iddianın ve ticari uygulamanın niteliğine göre belirleniyor.

Sürdürülebilirlik Raporlarıyla Reklam İddiaları Karıştırılmamalı

Şirketlerin sürdürülebilirlik raporları, çevresel performansa ilişkin kurumsal açıklamalar ve ürün reklamları farklı amaçlara hizmet edebiliyor.

Sürdürülebilirlik raporlamasında işletmenin çevresel, sosyal ve yönetişim konularına ilişkin belirli verileri açıklaması gündeme geliyor.

Ürün reklamlarında ise tüketicinin satın alma kararını etkileyen ticari iddialar önem taşıyor.

Bu nedenle şirketin bir sürdürülebilirlik raporu yayımlaması, bütün ürünlerini koşulsuz biçimde “çevre dostu” olarak tanıtabileceği anlamına gelmiyor.

Benzer şekilde ürünün belirli bir çevresel özelliğinin bulunması, şirketin bütün faaliyetlerinin aynı niteliği taşıdığını göstermiyor.

Özellikle AB pazarına yönelik satışlarda çevresel iddiaların somut ürün veya faaliyetle bağlantılı olması ve doğru biçimde sunulması gerekiyor.

İşletmeler Reklam ve Etiketlerini Nasıl Kontrol Etmeli?

Yeni düzenlemeler karşısında işletmelerin öncelikle mevcut ürün tanıtımlarında kullanılan çevresel ifadeleri belirlemesi gerekiyor.

Ürün ambalajları, internet siteleri, kataloglar ve dijital reklamlar birlikte değerlendirilmeli.

Ardından söz konusu iddiaların hangi ölçülebilir verilere veya sertifikasyon sistemlerine dayandığı kontrol edilmeli.

Özellikle “karbon nötr”, “çevre dostu” ve “sürdürülebilir” gibi geniş kapsamlı ifadelerin ne anlama geldiği ve hangi kanıtlara dayandığı önem taşıyor.

Mevcut ürün stoklarında kullanılan eski etiketlerin durumu da ayrıca incelenmeli.

Ancak bütün şirketlerin aynı tarih ve yöntemle ambalaj değiştirmek zorunda olduğu sonucuna varılmamalı.

Yükümlülükler ve gerekli düzeltmeler, ilgili pazar ve ürün koşullarına göre değerlendirilmelidir.

Muhasebe ve Finans Birimleri Açısından Önemi

Çevresel reklam ve etiketleme kurallarına uyum, bazı işletmeler için operasyonel maliyetler doğurabilir.

Özellikle ambalaj değişikliği, sertifikasyon, ürün analizi ve doğrulama çalışmaları belirli harcamalar gerektirebilir.

Ancak bu düzenlemelerin yürürlüğe girmesi, Türkiye'de kurumlar vergisi veya KDV oranlarının değiştirildiği anlamına gelmiyor.

Uyum amacıyla gerçekleştirilen harcamaların muhasebeleştirilmesi, giderin niteliğine ve ilgili mevzuata göre belirlenmeli.

Örneğin mevcut ambalaj üzerindeki bir ifadenin düzeltilmesiyle yeni üretim altyapısı yatırımı yapılması farklı muhasebe sonuçları doğurabilir.

Bu nedenle şirketlerin uyum maliyetlerini doğru biçimde sınıflandırması ve gerekli belgeleri muhafaza etmesi önem taşıyor.

AB'deki Yeni Kuralların Uygulama Takvimi

Avrupa Komisyonunun Eylül 2026 tarihli açıklamaları, 2024/825 sayılı Direktifin uygulamaya ilişkin takvimine de açıklık getiriyor.

Ticaret Bakanlığının duyurusuna göre direktif kapsamındaki yeni kuralların 27 Eylül 2026 tarihinden itibaren uygulanması öngörülüyor.

Bu nedenle AB pazarında ürün satan işletmelerin mevcut çevresel iddialarını ve etiketlerini güncel kurallara göre değerlendirmesi önem taşıyor.

Ancak direktifin uygulama kapsamı ve yaptırımlar bakımından her üye devletin ilgili iç hukuk düzenlemeleri de önem taşıyor.

Dolayısıyla Türkiye'deki bütün işletmelere yönelik tek bir AB kaynaklı ceza tarifesinin otomatik olarak uygulanacağı sonucuna varılamaz.

İnşaat Üretim Endeksi Ağustos 2026'da Yüzde 4 Arttı
İnşaat Üretim Endeksi Ağustos 2026'da Yüzde 4 Arttı
İçeriği Görüntüle

AB Pazarında Çevresel İddiaların Önemi Artıyor

Avrupa Birliği'nin 2024/825 sayılı Direktifi, çevreci ürün reklamlarının ve sürdürülebilirlik etiketlerinin daha güvenilir hale getirilmesini amaçlıyor.

Avrupa Komisyonunun Eylül 2026'da yayımladığı soru-cevap belgesi, özellikle yeşil aklama uygulamalarına, karbon nötrlüğü iddialarına ve mevcut stokların uyumuna açıklık getiriyor.

Ticaret Bakanlığı da 29 Eylül 2026 tarihinde belgeyi Türk iş dünyasının bilgisine sundu.

Yeni kurallar, özellikle Avrupa Birliği'ne ihracat yapan, ürünlerini çevresel özellikleriyle tanıtan ve sürdürülebilirlik etiketleri kullanan şirketler açısından önem taşıyor.

İşletmelerin ürün tanıtımlarını doğrulanabilir bilgilerle desteklemesi, yanıltıcı çevresel ifadelerden kaçınması ve hedef pazardaki tüketici koruma düzenlemelerini takip etmesi gerekiyor.

Düzenleme, tüketicilerin çevresel iddiaları daha güvenilir biçimde değerlendirebilmesini ve piyasada yanıltıcı sürdürülebilirlik tanıtımlarının azaltılmasını hedefliyor.