TÜRMOB değişikliği; meslek kütüğü ve çalışanlar listesi, e başvuru, ev ofis kriterleri, hizmet akdi yasağı ve çıkar çatışması sınırlarını yeniden düzenliyor.
Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlerin Çalışma Usul ve Esasları Yönetmeliğinde Değişikliklerin Akademik Değerlendirmesi
Düzenlenmiş mesleklerin kurumsal işleyişi, yalnızca mesleki yeterlilik standartlarıyla değil; mesleğin icra edildiği örgütsel yapı, çalışma biçimleri, kayıt düzeni ve mesleki bağımsızlığı koruyan normatif çerçeve ile de yakından ilişkilidir. Serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik mesleklerinde “çalışma usul ve esasları”, meslek mensubunun mesleki yetkisini hangi koşullarda, hangi örgütlenme modeli içinde ve hangi etik sınırlar dâhilinde kullanacağını belirleyen temel düzenleyici alanlardan birini oluşturur. Bu bağlamda Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği tarafından yayımlanan “Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlerin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, hem idari süreçlerin dijitalleşmesi hem de mesleki faaliyet ile ticari faaliyet arasındaki sınırların daha belirgin hâle getirilmesi bakımından dikkate değer hükümler içermektedir.
Değişikliklerin ilk ve yapısal boyutu, Yönetmelik’in 11. maddesinin başlığı ve içeriğinin yeniden yazılması ile ortaya çıkmaktadır. Yeni metin, odada tutulacak iki temel kaydı açık bir biçimde tanımlamaktadır: “meslek kütüğü” ve “çalışanlar listesi”. Meslek kütüğü, odaya kayıtlı her meslek mensubunun kaydının tutulduğu bir ana sicil niteliği taşırken; çalışanlar listesi fiilen mesleki faaliyette bulunanların yer aldığı daha işlevsel bir kayıt düzeni olarak konumlandırılmaktadır. Ayrıca çalışanlar listesinin ayrı bir bölümüne ortaklık büroları ve şirketlerin kaydolacağı hükmü, mesleki faaliyetin farklı örgütlenme modelleri altında izlenebilirliğini artıran bir sistematik kurmaktadır. Burada “fiilen faaliyette bulunma” ölçütü, yalnızca ruhsat sahibi olmanın mesleki faaliyet için yeterli olmadığını; faaliyetin ayrıca kayıt ve bildirim süreçleriyle doğrulanması gerektiğini ima etmektedir.
-
maddede dikkat çeken bir diğer husus, çalışanlar listesine kayıt için başvurunun “dilekçe ile” yapılacağı, ancak dilekçenin elektronik sistemler üzerinden alınabileceği düzenlemesidir. Bu, başvuru süreçlerinin dijital altyapıya taşınmasına dönük açık bir normatif yetkilendirmedir. Başvuru dilekçesine eklenecek belgeler ise üç kalemde belirlenmiştir: bildirim formu, arşiv bilgisini içeren ve 30 gün içinde alınmış adli sicil belgesi (Cumhuriyet Savcılığından veya e-Devlet üzerinden resmi kuruma sunulmak üzere) ve yeminli mali müşavirler için yemin belgesi. Bu çerçevede, adli sicil belgesine “arşiv bilgisi” unsurunun dahil edilmesi ve belgenin “30 gün geçmemiş” olma koşulu, mesleğe giriş ve faaliyet izni süreçlerinde güncellik ve güvenilirlik kriterlerini güçlendirmeye yöneliktir.

İkinci önemli değişiklik grubu, 14. maddenin ikinci ve altıncı fıkralarında yapılan düzenlemelerle ilgilidir. “Genel Kurulu’nda” ibaresinin “Yönetim Kurulu tarafından” şeklinde değiştirilmesi, belirli karar ve değerlendirmelerin genel kurul yerine yönetim kurulu düzeyinde yürütüleceğini ortaya koyar. Bu tür bir değişiklik, karar alma süreçlerinde temsilî/kollektif bir organdan daha yürütücü nitelikli bir organa geçiş anlamına gelebilir ve idari etkinlik hedefiyle açıklanabilir. Aynı fıkraya eklenen hükümle Birlik Yönetim Kurulu’na “mesleki kıdem, hizmet verilen müşteri ve istihdam edilen çalışan sayısı gibi kriterleri dikkate alarak ev-ofis veya paylaşımlı ofis kullanım şartlarını belirleme” yetkisi verilmiştir. Bu yetkilendirme, mesleğin icra mekânına ilişkin yeni çalışma biçimlerinin (ev-ofis, paylaşımlı ofis) artan yaygınlığına uyum sağlama amacını taşımaktadır. Ancak akademik açıdan önemli nokta şudur: Yetki, soyut bir çerçeve sunmakla birlikte kriterler sayılmış olsa da “şartların belirlenmesi” geniş bir takdir alanı doğurur. Bu nedenle uygulamada ölçülülük, eşitlik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle uyumlu ikincil düzenlemeler ve standartlaştırılmış kriter setleri kritik hale gelecektir. 14. maddenin altıncı fıkrasına eklenen “Odalar, Büro Tescil Belgesi düzenleme ve vize etme işlemlerini elektronik sistemler üzerinden de yapabilirler.” hükmü ise, mesleki büro tescili ve vize süreçlerinin dijitalleşmesiyle maliyet ve zaman tasarrufu amaçlarına hizmet eder.
Üçüncü değişiklik alanı, 30. maddenin ikinci fıkrasının (h) bendinin yürürlükten kaldırılması ve maddeye eklenen yeni fıkralardır. Ek hükümler, mesleki şirketlerin ve ortaklık bürolarının başka mesleki şirket ve ortaklık bürolarına ortak olamayacağını düzenleyerek, mesleki örgütlenme ağlarının karmaşık ortaklık yapıları üzerinden genişlemesini sınırlamaktadır. Bu sınırlama, mesleki bağımsızlık ve hesap verebilirlik açısından “zincir ortaklık” risklerini azaltma potansiyeline sahiptir.
Ayrıca bir meslek mensubunun bireysel büro faaliyeti varsa, farklı bir adreste mesleki şirket kurarak veya kurulu şirkete ortak olarak o şirkette de mesleki faaliyette bulunamayacağı hükmü getirilmiştir. Aynı adreste şirket kurarak veya kurulu şirkete ortak olarak mesleki faaliyetin mümkün olduğu belirtilerek, mekânsal birliktelik üzerinden bir istisna tanımlanmıştır. Bu yaklaşım, “birden fazla adreste paralel mesleki faaliyet” modelini sınırlandırırken, aynı adreste yürütülen faaliyetlerin denetlenebilirliğini ve organizasyonel bütünlüğünü korumayı hedefliyor görünmektedir. Bununla birlikte, meslek mensuplarının kendi bireysel faaliyetleri veya şirket yetkililiklerine ek olarak, bağımsız denetim amacıyla kurulmuş bir mesleki şirkette de yetki kullanabileceğinin, adres unsurundan bağımsız olarak mümkün kılınması, bağımsız denetim faaliyetinin özel niteliğini kabul eden bir istisna üretmektedir.
Dördüncü olarak, 36. maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik, çalışanlar listesinden silme kararlarının gerekçeli olmasını zorunlu kılarak idari işlemlerde gerekçe ilkesini güçlendirmektedir. Meslek mensubunun belirli tespitler ve kararlar üzerine tebliğden itibaren 15 gün içinde Birliğe itiraz edebilmesi ve Birliğin bu itirazı 15 gün içinde “nihai” olarak karara bağlaması, hem başvuru hakkını hem de süreç hızını kurumsal bir takvime bağlamaktadır. Burada dikkat çekici olan, “nihai karar” vurgusudur; bu vurgunun meslek içi idari aşamayı kapattığı, böylelikle kararların kesinleşme süresini kısalttığı anlaşılmaktadır.
Beşinci değişiklik paketi, 43. maddeye yöneliktir. Limited şirketlerde müdürlük ile anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeliği ve başkanlığı görevinde bulunmaya ilişkin yasaklayıcı hüküm, meslek mensubunun bazı şirket pozisyonlarını eş zamanlı yürütmesini sınırlayan bir düzenleme olarak görünmektedir. Bunun yanında anonim şirketlerde “bağımsız yönetim kurulu üyeliğinin ticari faaliyet sayılmayacağı” hükmü ile bu görevin mesleki yasaklar kapsamında otomatik olarak değerlendirilmemesi benimsenmiştir. Ancak aynı hüküm, bağımsız yönetim kurulu üyeliği üstlenecek meslek mensuplarının, görev alacakları şirkete ve bu şirketin doğrudan/dolaylı hissedarı veya iştiraki olduğu şirketlere Kanun’un 2. maddesi kapsamındaki işleri yapamayacağını açıkça belirleyerek, çıkar çatışması riskini önlemeyi amaçlamaktadır. Daha da önemlisi, bu yasak yalnızca bireysel meslek mensubunu değil, mesleki şirketleri ve bu şirketlerin ortaklarını da kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Böylelikle çıkar çatışması düzenlemesi, “kişisel” olmaktan çıkıp “örgütsel” bir bütünlük içinde tasarlanmıştır.
Son olarak 44. madde bütünüyle değiştirilmiş ve hizmet akdi ile çalışma yasağı yeniden çerçevelenmiştir. Buna göre çalışanlar listesine kayıtlı SMMM’ler ve YMM’ler (YMM’ler için tasdik yetkisiyle) Kanun’un 2. maddesinde yazılı işleri yürütmek amacıyla gerçek ve tüzel kişilere tabi olarak ve onların işyerine bağlı şekilde hizmet akdi ile çalışamayacaktır. Bununla birlikte, meslek mensubunun ortağı olduğu mesleki şirkette veya bağımsız denetim kuruluşlarının denetim ekiplerinde hizmet akdi ile çalışmasının yasak kapsamında sayılmaması, meslek içi organizasyonlarda ücretli çalışmanın sınırlarını yeniden tanımlamaktadır. Ek olarak, bir işyerine bağlı hizmet akdi ile çalışan meslek mensubunun, çalıştığı işletmeye ve bu işletmenin doğrudan veya dolaylı hissedarı/iştiraki olduğu işletmelere Kanun’un 2. maddesi kapsamındaki hizmetleri veremeyeceği hükmü, bağımsızlık ilkesini “bağlılık ilişkisi” üzerinden güçlendiren bir tamamlayıcı kuraldır.

Genel değerlendirme itibarıyla bu Yönetmelik değişikliği; (i) meslek kütüğü ve çalışanlar görümlerinin sistematik ayrımı, (ii) başvuru süreçlerinde dijitalleşme ve güncel belge koşulları, (iii) ev-ofis/paylaşımlı ofis gibi modern çalışma biçimlerinin kriter bazlı düzenlenmesi, (iv) mesleki şirket ortaklık yapılarının sınırlandırılması, (v) listeden silme kararlarında gerekçelendirme ve hızlandırılmış itiraz takvimi, (vi) bağımsız yönetim kurulu üyeliğinde çıkar çatışması rejimi ve (vii) hizmet akdiyle çalışma yasağının istisnalarını netleştiren bir çerçeve ortaya koymaktadır. Bu çerçevenin temel amacı, mesleğin bağımsızlığını, denetlenebilirliğini ve kurumsal bütünlüğünü korumakla birlikte, dijital idare ve modern çalışma modelleriyle uyumlu bir uygulama altyapısı oluşturmaktır. Bununla birlikte, Birlik Yönetim Kurulu’na verilen bazı düzenleme yetkilerinin kapsamı ve uygulama kriterleri, öngörülebilirlik ve eşitlik ilkeleri açısından ikincil rehberlerle somutlaştırılmadığı takdirde, farklı odalar veya farklı uygulamalar arasında uyumsuzluk riskini de beraberinde getirebilecektir. Dolayısıyla düzenlemelerin etkinliği, yalnızca norm metniyle değil; elektronik altyapının işlevselliği, denetim pratikleri ve standart uygulama rehberlerinin geliştirilmesiyle bütünleşik biçimde değerlendirildiğinde anlam kazanacaktır.