Yargıtay, trafik kazasından kaynaklanan araç değer kaybı ve araç mahrumiyeti taleplerinde, alacak miktarının dava açılırken netleştirilemediği hallerde belirsiz alacak davası açılabileceğine ilişkin önemli bir değerlendirme yaptı. Kararda ayrıca, kazanın gerçekleştiği tarihte araç malikinin ehliyetine geçici olarak el konulmuş olsa bile, malikin zararının tazminini isteme hakkının ortadan kalkmadığı vurgulandı.
Uyuşmazlık Ne Üzerine Kuruldu
Dosyaya göre davacıya ait araç, diğer araçla çarpıştığı kazada hasar gördü. Davacı; aracın ikinci el piyasa değerinde düşüş oluştuğunu, ayrıca tamir süresince aracı kullanamadığını ileri sürerek değer kaybı ve kullanım mahrumiyeti zararlarının tazminini talep etti. Dava, başlangıçta asgari bir tutarla açıldı ve daha sonra talep artırımı yapıldı.
İlk Derece Mahkemesi Neden Reddetti
Yerel mahkeme, talebin belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği görüşüyle davayı reddetti. Ret gerekçeleri arasında, davacının sürücü belgesinin ilgili dönemde geçici olarak geri alınmış olması da yer aldı.
Yargıtay: Belirsiz Alacak Davası Açılabilir
Yargıtay, değer kaybının ve araç mahrumiyet zararının hesaplanmasının; aracın geçmiş hasarları, piyasa rayiçleri, hasarın niteliği, onarım süresi ve emsal kiralama bedelleri gibi teknik unsurlara bağlı olduğunu belirtti. Bu nedenle, davacıdan dava açmadan önce kesin miktarı tam olarak belirlemesinin beklenemeyeceği, dolayısıyla HMK 107 kapsamında belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar bulunduğu ifade edildi.
Ehliyete El Konulması Tazminat Hakkını Düşürmüyor
Kararda, kazanın olduğu sırada davacının araç kullanmadığı; aracın başka bir sürücü tarafından sevk ve idare edildiği, kusur değerlendirmesinde de davalı sürücünün kusurlu bulunduğu anlatıldı. Bu çerçevede, araç malikinin ehliyetine geçici olarak el konulmasının, malikin aracında oluşan zararı talep etmesine engel olmayacağı değerlendirildi.
Ne Yapılmalıydı
Yargıtay, mahkemenin davayı doğrudan reddetmek yerine; belirsiz alacak davası koşullarını gözetip zarar kalemlerini bilirkişi incelemesiyle hesaplatması ve sonuca göre karar vermesi gerektiğine işaret etti. Bu nedenle hüküm, kanun yararına bozma kapsamında ele alındı.




