Şirketin Mali Sağlığını Okumak İçin Tek Bir Rakam Yetmiyor
Bir şirketin satışlarının artması ya da dönem sonunda kâr açıklaması, mali yapının güçlü olduğunu söylemek için tek başına yeterli değil. İşletmenin kısa vadeli borçlarını karşılayabilmesi, kaynaklarını ne kadar verimli kullandığı, satışlarından ne kadar kazanç bıraktığı ve borç yükünün hangi seviyede olduğu birlikte değerlendirildiğinde çok daha anlamlı bir tablo ortaya çıkıyor.
Finansal oranlar tam olarak bu noktada devreye giriyor. Bilanço ve gelir tablosundaki rakamları birbirleriyle ilişkilendiren bu göstergeler, özellikle dönemler arası karşılaştırmalarda şirketin hangi yönde ilerlediğini görmeyi kolaylaştırıyor.
Kısa Vadeli Ödeme Gücü İlk Sinyali Veriyor
Likidite tarafında en sık kullanılan göstergelerden biri cari oran. Dönen varlıkların kısa vadeli borçlara bölünmesiyle hesaplanan oran, işletmenin yakın dönemde yerine getirmesi gereken yükümlülükler karşısındaki gücünü gösteriyor.
Genel değerlendirmelerde 1,5'in üzerindeki cari oran olumlu kabul edilebiliyor. Ancak stokların dönen varlıklar içerisindeki ağırlığı burada sonucu değiştirebilir. Stokların hızlı şekilde nakde çevrilemediği işletmelerde cari oranın tek başına kullanılması yanıltıcı olabilir.
Bu nedenle asit-test oranı da tabloya dahil ediliyor. Stokların dönen varlıklardan çıkarılmasıyla yapılan hesaplama, şirketin kısa vadeli ödeme gücüne daha dar bir çerçeveden bakıyor. Genel kabul gören değerlendirmelerde 1'in üzerindeki seviyeler daha güçlü bir likidite görünümüne işaret ediyor.
Nakit oranında ise hesap daha sıkı. Yalnızca nakit ve benzeri varlıkların kısa vadeli borçları ne ölçüde karşılayabildiğine bakılıyor. Burada 0,20'nin üzerindeki seviyeler genel bir referans noktası olarak kullanılabiliyor.
İşletme Sermayesi Günlük Faaliyetin Devamlılığını Gösteriyor
Net işletme sermayesi oranı, şirketin günlük faaliyetlerini sürdürebilecek kaynak yapısını değerlendirmede öne çıkıyor. Net işletme sermayesinin toplam satışlara oranlanmasıyla ulaşılan göstergede yüzde 10'un üzerindeki seviyeler genel değerlendirmelerde olumlu kabul edilebiliyor.
Ancak işletme sermayesinin yüksek olması her zaman güçlü performans anlamına gelmiyor. Tahsil edilemeyen alacakların veya satılamayan stokların büyümesi de dönen varlıkları yükseltebilir.
Bu yüzden rakamın hangi kalemlerden oluştuğu, oranın kendisi kadar önemli.
Kârlılıkta Satış Rakamından Daha Fazlasına Bakılıyor
Şirket analizinde ikinci önemli bölüm kârlılık.
Özsermaye kârlılığı, ortakların işletmeye koyduğu sermayenin ne ölçüde kazanca dönüştüğünü gösteriyor. Net dönem kârının ortalama özsermayeye oranlanmasıyla hesaplanan göstergede yüzde 15'in üzerindeki seviyeler genel bir referans olarak kullanılabiliyor.
Aktif kârlılığı ise şirketin sahip olduğu bütün varlıkların ne kadar etkin kullanıldığını ortaya koyuyor. Net dönem kârının ortalama toplam aktiflere bölünmesiyle bulunan bu göstergede yüzde 7'nin üzerindeki seviyeler olumlu değerlendirilebiliyor.
İki oranın birlikte incelenmesi daha anlamlı. Özsermaye kârlılığının yüksek olması ilk bakışta olumlu görünse de şirket yoğun borç kullanıyorsa aynı performans farklı bir risk yapısıyla elde edilmiş olabilir.
Brüt Kâr ile Net Kâr Arasındaki Mesafe Önemli
Satışlardan ne kadar kazanç kaldığını görmek için kâr marjlarının da birlikte incelenmesi gerekiyor.
Brüt kâr marjı, satışlardan doğrudan maliyetler çıktıktan sonra işletmede kalan payı gösteriyor. Genel bir değerlendirme ölçüsü olarak yüzde 20'nin üzerindeki seviyeler güçlü kabul edilebilse de sektör farklılıkları burada oldukça belirgin.
FAVÖK marjı ise şirketin esas faaliyet performansını izlemek açısından daha geniş bir bakış sunuyor. Faiz, amortisman ve benzeri unsurlar öncesindeki faaliyet sonucunun satışlara oranlanmasıyla işletmenin operasyonel kazanç üretme kapasitesi görülebiliyor. Yüzde 15'in üzerindeki seviyeler genel bir karşılaştırma noktası olarak kullanılabiliyor.
Net kâr marjında bütün giderlerin ardından satışların ne kadarının şirkette kaldığı görülüyor. Burada yüzde 5'in üzerindeki oranlar genel değerlendirmelerde olumlu kabul edilse de düşük marjla ve yüksek hacimle çalışan sektörlerde çok daha düşük oranlar normal olabilir.
Borçluluk Kârlılıkla Birlikte Değerlendirilmeli
Borç/özsermaye oranı, şirketin faaliyetlerini ne ölçüde kendi kaynaklarıyla, ne ölçüde dış kaynaklarla finanse ettiğini gösteriyor.
Toplam borcun özsermayeye bölünmesiyle hesaplanan oranın 1'in altında kalması genel olarak daha dengeli bir yapı şeklinde değerlendiriliyor. Bununla birlikte sermaye yoğun sektörlerde daha yüksek borç seviyeleri olağan kabul edilebilir.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta, borcun şirketin faaliyetlerinden ürettiği kazançla uyumlu olup olmadığı.
Kârlılığı artarken borçlarını kontrollü şekilde yöneten bir şirket ile kârı gerilerken borçluluğu hızla yükselen bir işletmenin aynı oranlarla değerlendirilmesi doğru bir sonuç vermeyecektir.
Oranların Yönü Tek Bir Dönemden Daha Fazla Bilgi Veriyor
Finansal analizde belirli eşiklerin kullanılması karşılaştırmayı kolaylaştırsa da 1,5 cari oran, yüzde 20 brüt kâr marjı veya yüzde 15 özsermaye kârlılığı her şirket için değişmez bir başarı ölçüsü değil.
Perakende, sanayi, hizmet, teknoloji veya inşaat şirketlerinin çalışma sermayesi ihtiyacı ve kâr yapısı birbirinden oldukça farklı.
Bu nedenle oranların geçmiş dönemlerle karşılaştırılması daha gerçekçi sonuçlar veriyor. Cari oran birkaç dönemdir geriliyor, borçluluk yükseliyor ve net kâr marjı da aynı anda düşüyorsa mali yapıdaki bozulma tek bir rakamdan çok daha açık şekilde görülebiliyor.
Aynı yaklaşım olumlu gelişmeler için de geçerli. İşletme sermayesi güçlenirken kârlılık artıyor ve borçların özkaynaklara oranı geriliyorsa şirketin bilançosundaki iyileşme daha sağlam bir zemine oturuyor.
Finansal oranların asıl değeri de burada ortaya çıkıyor. Tek başlarına kesin bir sonuç vermek yerine şirketin bilançosu ve gelir tablosundaki değişimi daha görünür hale getiriyorlar. Sağlıklı bir değerlendirmede oranların birlikte, geçmiş dönemlerle ve mümkün olduğunda aynı sektördeki benzer işletmelerle karşılaştırılması gerekiyor.