Borçlanma Maliyetlerinin Muhasebeleştirilmesi: TMS 23 ile Vergi Mevzuatı Arasındaki Farklar

Kredi faizleri, kur farkları ve diğer borçlanma maliyetlerinin TMS 23 kapsamında muhasebeleştirilmesi ile vergi mevzuatındaki maliyete ekleme ve giderleştirme kuralları karşılaştırmalı olarak ele alındı.

Abone Ol

Borçlanma Maliyetlerinde Muhasebe ile Mali Mevzuat Aynı Yolu İzlemiyor

Yüksek finansman ihtiyacının devam ettiği bir dönemde kredi faizi, kur farkı ve benzeri giderlerin kayıtlara nasıl alınacağı işletmeler açısından daha önemli hale geldi. Özellikle yeni tesis kuran, makine yatırımı yapan veya uzun süren projeleri bulunan şirketlerde bu tutarların doğrudan dönem sonucuna mı yansıtılacağı, yoksa ilgili varlığın değerine mi ekleneceği mali tabloları ciddi ölçüde değiştirebiliyor.

2026'da geçerli standartlar içerisinde TMS 23 Borçlanma Maliyetleri yerini koruyor. Temel yaklaşım oldukça açık: Kullanıma veya satışa hazır hale gelmesi zorunlu olarak uzun süre gerektiren bir varlıkla doğrudan bağlantılı finansman yükleri, belirli şartlarla o kıymetin maliyetine ekleniyor. Bunun dışında kalan tutarlar ise oluştukları dönemde giderleştiriliyor.

Ancak mali mevzuat açısından yapılan değerlendirme aynı noktadan hareket etmiyor. Bu farklılık, ticari bilanço ile beyannamede dikkate alınan tutarlar arasında ayrışma yaratabiliyor.

TMS 23'te Belirleyici Unsur “Özellikli Varlık”

Standart açısından ilk olarak kredinin varlığına değil, finanse edilen kıymetin niteliğine bakılıyor.

Amaçlanan kullanıma veya satışa hazır hale gelmesi uzun zaman alan üretim tesisleri, enerji yatırımları, bazı stoklar, yatırım amaçlı gayrimenkuller veya belirli maddi olmayan duran varlıklar koşullara göre özellikli varlık sayılabiliyor.

Buna karşılık satın alındığı anda kullanıma hazır olan bir makine için aynı yaklaşım geçerli değil. Kısa sürede üretilen stoklar da genel olarak bu gruba girmiyor.

Dolayısıyla her yatırım kredisine ait faizin otomatik biçimde aktifleştirilmesi doğru değil. Finansman ile uzun süren hazırlık süreci arasında doğrudan bağlantının kurulabilmesi gerekiyor.

Aktifleştirme Sonsuza Kadar Devam Etmiyor

TMS 23'ün mantığında finansman yükünün varlığa eklenmesi, yatırımın hazırlanma süresiyle bağlantılı.

İşletmenin ilgili kıymet için harcama yapması, borçlanma maliyetine katlanması ve varlığı amaçlanan kullanıma veya satışa hazır hale getirecek faaliyetlerin sürmesi halinde aktifleştirme gündeme geliyor.

Çalışmaların uzun süre kesintiye uğradığı dönemlerde ise yaklaşım değişebiliyor. Varlığın kullanıma veya satışa hazır hale gelmesi için gerekli faaliyetler esas itibarıyla tamamlandığında maliyete ekleme işlemi de sona eriyor.

Bundan sonra ortaya çıkan finansman giderleri artık yatırım bedelini büyüten bir unsur olmaktan çıkarak ilgili dönemin sonucuna yansıyor.

Bu ayrım özellikle birkaç yıl süren fabrika, tesis ve büyük ölçekli gayrimenkul projelerinde önem taşıyor.

Genel Amaçlı Kredilerde Hesap Biraz Daha Karmaşık

Her yatırım için ayrı kredi kullanılmıyor. İşletme mevcut kredi havuzundan hem günlük faaliyetlerini hem de devam eden projesini finanse edebiliyor.

Böyle durumlarda yatırımla ilişkilendirilecek tutarın belirlenmesi için uygun bir aktifleştirme oranının hesaplanması gerekiyor. Böylece kullanılan bütün finansman giderlerinin projeye yüklenmesi yerine, özellikli varlıkla ilişkilendirilebilen bölüm ayrıştırılıyor.

Bu nokta muhasebe politikası kadar çalışma dosyasının da önemini artırıyor. Kullanılan krediler, oran hesabı, yatırım harcamalarının tarihleri ve maliyete alınan tutarın dayanağı sonradan izlenebilir olmalı.

Kur Farklarının Tamamı Aynı Kapsamda Değil

Yabancı para kredilerinde konu biraz daha hassas.

Standart, kur farklarının tamamını doğrudan borçlanma maliyeti olarak görmüyor. Yalnızca faiz maliyetinde yapılan bir düzeltme olarak değerlendirilebilecek bölüm bu kapsamda ele alınabiliyor.

Bu nedenle döviz kredisiyle yapılan bir yatırımda yıl içerisinde ortaya çıkan bütün kur farkının otomatik şekilde varlığın üzerine eklenmesi TMS 23 açısından doğru bir yaklaşım olmayabilir.

Mali mevzuatta ise sabit kıymetin finansmanında kullanılan dövizli borçlardan doğan farklar için farklı bir dönem ayrımı bulunuyor.

Vergi Uygulamasında İktisap Dönemi Önem Kazanıyor

Mali mevzuatta yatırımların finansmanında kullanılan kredilere ilişkin faizlerin kuruluş dönemine ait bölümünün sabit kıymetin maliyetine eklenmesi gerekiyor. İşletme döneminde ortaya çıkan faizlerde ise mükellefe seçim hakkı tanınıyor; ilgili yılın giderlerine alınması veya kıymetin değerine eklenerek amortisman yoluyla itfa edilmesi mümkün.

Dövizli finansmanda da benzer şekilde dönem ayrımı karşımıza çıkıyor. Sabit kıymetin iktisap edildiği dönem sonuna kadar oluşan kur farklarının maliyete dahil edilmesi gerekiyor. Sonraki yıllarda ortaya çıkan tutarlar ise doğrudan giderleştirilebiliyor veya ilgili varlığın değerine eklenebiliyor.

Tam da burada TMS ile mali mevzuat arasındaki yaklaşım farkı belirginleşiyor.

Bir tarafta özellikli varlık kavramı ve varlığın kullanıma hazır hale gelme süreci esas alınırken diğer tarafta iktisap, kuruluş ve işletme dönemlerine bağlı kurallar devreye giriyor.

Aynı Kredi İki Farklı Sonuç Doğurabilir

Örneğin işletmenin satın aldığı makine teslim edildiğinde doğrudan üretime başlayabilecek durumdaysa TMS 23 bakımından özellikli varlık niteliği taşımayabilir. Buna bağlı finansman yükünün standartlara göre dönem gideri olarak kaydedilmesi gündeme gelebilir.

Mali mevzuat açısından ise yatırımın finansmanında kullanılan kredi faizinin iktisap dönemine ilişkin bölümü maliyet bedelinin içerisinde değerlendirilebilir.

Böylece aynı işlem ticari kayıtlarda gider olarak görülürken mali hesaplamada varlığın değerine eklenmesi gereken bir unsur haline gelebilir.

Bu ayrışmalar geçici farkların ve ertelenmiş vergi hesaplarının da ayrıca değerlendirilmesini gerektirebilir.

Finansman Gider Kısıtlaması Ayrı Bir Kontrol Alanı

Konunun bir başka boyutu finansman gider kısıtlaması.

Yabancı kaynakları özkaynaklarını aşan belirli işletmelerde, aşan kısma ilişkin faiz, komisyon, vade farkı, kur farkı ve benzeri finansman unsurlarının mevzuatta belirlenen bölümü kazancın tespitinde indirilemiyor. Ancak yatırımın maliyetine eklenen tutarlar bu kısıtlamanın dışında tutuluyor.

Dolayısıyla bir finansman giderinin maliyete mi yoksa dönem sonucuna mı alınacağı yalnızca muhasebe sunumunu değiştirmiyor. Beyanname üzerindeki hesaplamayı da etkileyebiliyor.

Dönem Sonunda Tek Hesap Üzerinden İlerlemek Yeterli Değil

Borçlanma maliyetlerinin sağlıklı takip edilebilmesi için kredi bazında ayrıştırma yapılması giderek daha önemli hale geliyor.

Kredinin hangi amaçla kullanıldığı, yatırımın ne zaman başladığı, varlığın hangi tarihte kullanıma hazır hale geldiği, faizlerin hangi döneme ait olduğu ve dövizli borçlarda oluşan kur farklarının niteliği ayrı ayrı izlenmeli.

Özellikle bağımsız denetime tabi işletmelerde yalnızca mali mevzuata göre kayıt oluşturmak, standartlara uygun finansal tablo hazırlamak için yeterli olmayabilir. Tersi durumda da TMS 23'e uygun hazırlanan kayıtların beyanname açısından hiçbir düzeltme gerektirmediğini varsaymak doğru olmaz.

Borçlanma maliyetlerinde asıl mesele faizin hangi hesaba yazılacağından daha geniş. Finansmanın hangi varlık için kullanıldığı ve hangi döneme ait olduğu doğru belirlenmeden yapılan kayıt, hem mali tabloların görünümünü hem de dönem sonucunu değiştirebilir.